BIST 100 103.929 % 1,62
USD/TRY 3,5432 % -0,18
EUR/TRY 4,1802 % -0,64
Piyasalar
103.929
% 1,62
3,5426
% -0,20
4,1791
% -0,67
1,1794
% -0,46
11,86
-0,03
1.295,85
% -1,14
58,43
% -1,00

Küreselleşme ölüyor mu?

Açık piyasa ekonomisi popülist meydan okumalara göğüs gerebilecek mi?

Küreselleşme ölüyor mu?
PROJECT SYNDICATE 09 08 2016, 17:10

2016 Ulusal Cumhuriyetçi Kongre'de sataşmaların yanı sıra kaygı verici bir konu daha vardı; küreselleşmenin son demleri.

Donald Trump ABD'nin uluslararası ticari anlaşmalara dahil olacağını açıkladı. Bunun yanı sıra Trump'ın tasarladığı dış politika, kürselleşmeyi geliştiren ABD odaklı uluslararası liberal düzenin de fişini çekecek gibi duruyor.

Trump'ın Beyaz Saray'da olması küreselleşmenin inzivaya çekilmesine değil tamamen bozguna uğramasına ve yok olmasına neden olacak.

Daha önce G20 maliye bakanları Çin'de küreselleşmenin canlandırılması için bir araya geldiklerinde gelişmiş ve gelişmekte olan büyük ekonomilerin küresel açıklığın geleceği konusunda kaygılı oldukları görüldü. Halkçı muhaliflerin desteğinin varolan kurallara ve yapıya zarar vereceği düşüncesi temsilcilerin kaygılarının temelinde yatıyor.

Project Syndicate yorumcularına göre küreselleşme bir çıkmaza girmiş durumda.

Küreselleşmenin, ekonomik açıdan başarısızların ve başarılı bir azınlığın birlikte yönettiği bir grup ile ekonomik kinden beslenen milliyetçilik, kan ve üstün ırk gibi kavramları kullanarak karşı tarafa saldıran politikacılar arasında sıkıştığı varsayılıyor.

KAZANÇTAN ÇOK ACI

Gelişmiş ekonomilerde çoğu orta sınıf insan son 40 yıldır küreselleşen ekonominin, savaş sonrasında hayat standartlarının gittikçe arttığı 30 yıla göre daha durağan ve sınırlı olduğunu düşünüyor.

Kaliforniya Üniversitesi'nden Laura Tyson ve Lenny Mendonca küreselleşmenin başarısızlığının nedenini 2005 ve 2014 yılları arasında 25 gelişmiş ekonomide ailelerin üçte ikisinin gerçek gelirinin stabil kaldığını yada düştüğüne, sadece vergilere ve transferlere olan katı devlet müdahalelerinden sonra bazı ülkelerin durumu düzeltebildiklerine bağlıyorlar.

Nobel ödüllü Joseph Stiglitz ise daha karamsar bir yorumda bulunuyor; “Gerçek enflasyon değerlerini baz aldığımızda, ABD'de tam zamanlı çalışan işçilerin ortalama gelirleri 42 yıl öncesinden daha düşük. Aslında 60 yıl öncesindeki reel ücretlerle daha karşılaştırılabilir durumda.

Ekonomik acı ve bölünmenin yansımaları gelir düzeyinin üzerindeki etkilerin yanısıra sağlık istatiklerinde de görülebiliyor.” Birleşmiş Milletler'den Jomo Kwame Sundaram ve Vladimir Popov'a göre ise gelişmiş ülkeler küreselleşme sürecinden daha fazla kazanç beklememeli.

Yale Üniversitesi'nden Stephen Roach ise gelişmiş ülkelerdeki gelir düzeyindeki durgunluğun küresel ayrışmanın bir sonucu olduğunu savunuyor.

Roach; Brexit ve Donald Trump'ın yükselmesinden çıkardığımız sonuca baktığımızda küreselleşmenin pratikte zorlandığını, gerçekte ise küreselleşme teorisinin kendisini 1800'lerden bu yana çok da geliştirmediğini gördüğümüzü ekliyor.

ANTİ-KÜRESELLEŞMENİN ANATOMİSİ

Kosta Rika'nın maliye bakanı Anabel Gonzalez küreselleşmenin politik hassasiyetinin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde bütün insanların faydalanacağı politikaların uygulanması zorluğundan kaynaklandığını belirtiyor.

Buna karşıt olarak Şili maliye bakanı Andres Velasco ABD'de 1970'lerden beri gelir durgunluğunun ve Avrupa'da 1980 ve 1990 yılları arasında uzun yıllar işsizliğin olduğunu vurgulayıp neden küreselleşmenin şimdi bir çıkmaza girdiği sorusunu da ekliyor.

Bu sorunun cevabının politika ile ilişkili olduğu argümanını ortaya koyan Velasco “Batılı ülkelerdeki elitler 'Büyük Durgunluk'u tetikleyen finansal aşırılığa olanak vererek ve krizin getirdiği toplumsal sonuçlarla yavaş ilgilenerek toplumun onlara karşı güvenlerini sarstılar.

Aynı zamanda kontrolsüz göçü ve ulus devlet anlayışının ortadan kaybolduğunu göz önünde bulundurmadılar.” diye ekliyor.

Eski Yunanistan Maliye Bakanı Yanis Varoufakis de Velasco'nun argümanına katılarak “Bizim bugün yaşadığımız merkezci politikanın içe doğru patlamasının nüksetmesidir.

Bu durum finansal çarpışmaların tetiklediği Büyük Bunalıma ve şimdi de Büyük Deflasyona neden olan küresel kapitalizm krizine borçludur.

Harvard Üniversitesi'nden Ricardo Hausmann bir başka önemli noktaya değinerek halkçı güçlerin, gerek ABD, Venezuela yada Avrupa'da olsun, programlarını altenatif zihinsel bir evrende sabitledikleri zaman başarılı olabileceklerini savunuyor.

17. yüzyılın Salem'indeki cadı avından örnek vererek uygulanan politikaların, toplumların yaşam biçimleriyle bağlantılı olduklarını söylüyor.

Buna örnek olarak “Venezuela'da çarpık iş hareketlerinin nedeni olarak enflasyon ve ekonomik bunalım suçlanır, ABD'de ise Trump destekçileri zayıf, haksızlığa uğramış, dış güçler tarafından sömürülmüşlerin öncülüğünde zihinsel bir evrende yaşıyorlar. 

Serbest ticaret Meksikalılar tarafından Amerikalıların işlerini ellerinden almak için ortaya çıkartılmıştır. Küresel ısınma ise Amerikan endüstrisini yok etmek için Çin'in icadıdır” diye ekliyor.

ÇAMURUN BEDELİ

İrrasyonellik ve korku tellalığı masrafsız değildir.

Nobel ödüllü ekonomist Robert Shiller bugünlerde etkisini arttıran milliyetçiliğin ve göçebelerin kültürel değerlerindeki farklılıkların yarattığı korku daha büyük bir duraksamanın zeminini hazırladığını söylüyor.

Bu durumun dünya çapında bir başka ekonomik bunalıma neden olacağı kesin olarak bilinmese de, korkuların ekonomik anlamda karar verme mekanizmasını çok fazla etkilediğini unutmamız gerektiğini savunuyor.

BAZILARI VATAN HAİNLİĞİ OLARAK ADLANDIRIYOR

Trump ve Boris Johnson gibi popülist siyasetçiler kendilerini ulusal kurtarıcılar gibi lanse ediyorlar. Ama bazen insan hayatını tehdit eden yada Venezuela'daki gibi ülkeyi insanlık krizine götürebilen politikacılar vatan haini sayılabilir mi?

Fransız filozof Bernard Henri Levy bunu söylemekten çekinmiyor ve ekliyor “Eğer Trump Kasım seçimlerini kazanırsa asıl problem sadece Trump'ın edepsizliği, seksistliği, ırkçılığı ve cahilliği olmayacak. Aynı zamanda Amerika'ya yaptığı ihanet olacak.”

Trump'ın ihaneti Amerika anayasasına göre tam olarak vatan hainliği sayılmıyor. Fakat Levy, Trump'ın sadece ülkenin ideallerine değil aynı zamanda temel ulusal çıkarlara da ihanet ettiği konusunda doğru bir çıkarımda bulunuyor.

KİMİN GERÇEĞİ?

Stiglitz'e göre halkçı ayaklanmanın en büyük sorumluları küreselleşmeyi destekleyenler. Bazı neo liberal ekonomistler ekonomik acının ve ayrışmanın yansıdığı gelir ve sağlık verilerini kabul etmek yerine insanların daha iyi durumda olduğunu savunuyorlar.

Hükümetler 2008 ekonomik krizinin etkilerini hafifletmek için kurtarma paketleri önerdiler. Bir çok insanın acısı sadece yanlış ekonomik hükümlerden kaynaklanmıyor.

KURTARMAK İÇİN ÇİN'E İHTİYAÇ VAR MI?

Gelişmiş ülkelerin gündeminde olan anti-küreselleşme akımı gelişmekte olan ekonomileri nerede bırakacak? Nobel ödüllü Michael Spence'e göre özellikle ekonomik gelişiminin başlarında olan ülkeler ticari olanaklarını, özellikle satın alma güçlerini, arttırarak, kendi üretimleri için dış pazar arayışına girmeliler.

Bu tür bir talep bir çok gelişmiş ekonominin talebini dengelemese de etkisini hafifletebilir.

Eğer öyleyse, Roach'ın “Çin düşmanlığı gittikçe dünyaya yayılıyor” söylemi gerçeği yansıtmıyor.

McKenna Üniversitesinden Minxin Pei ABD seçimlerini gözetmeksizin düşündüğümüzde Batılı demokrasilerin seçmen endişelerine korumacı politikalarla karşılık verebileceğini ve önlem alabileceğini belirtiyor.

 

Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin tüketim odaklı büyüme yapısal dönüşümü yönetmeye başladığı zaman, onların ekonomik performasına gelecek en küçük tehdit gelişmekte olan ülkelerin başarı şansını zedeleyebileceğini de ekliyor.

AÇIK EKONOMİ VE ONUN DÜŞMANLARI

Stiglitz'e göre asıl problem küreselleşmede değil, küreselleşmeyi yönetme sürecinde.

Stiglitz açık küresel ekonomiyi ve geride bıraktıklarını iyileştirmek için cesur girişimlere ihtiyaç olduğunu ve İskandinav ülkelerinin bu durumu önceden tahmin edip harekete geçtiklerini belirtiyor.

Politiken eski editörü Bo Lidegaard İskandinav ülkelerinin diğerlerine nazaran başarılı olma nedenini iş piyasalarını geliştirerek toplumun her segmentine ulaşılabilir hale getirmelerine bağlıyor.

Bunların yanı sıra Woods'a göre yaratıcı politikalar güvenilir liderlikle harmanlanmalı.

Çünkü “Seçmenlerin, amaçlarını, tarafsızlığını ve kabiliyetini ortaya koyan siyasi figürlere ve adaylara ihtiyaçları var.

Eğer tam tersi olursa, bu durum Avrupa'da bir çalkantıya yada ABD'de umursamaz bir narsiste oy vermek anlamına bile gelse, seçmenler başarısızlıklarına neden olduğuna inandıkları adaylara karşı oy vermeye devam ederler.” 

Yukarı

Business HT×