BIST 100 76.031 % 0,79
USD/TRY 3,3838 % -0,17
EUR/TRY 3,6486 % 0,07
Piyasalar
76.031
% 0,79
3,3841
% -0,16
3,6486
% 0,07
1,0776
% 0,21
10,66
-0,16
1.177,99
% 0,34
53,04
% 0,08

Merkez politikaları

YORUM: Merkez Bankası'nın piyasalarda hayal kırıklığı yaratan sadeleştirme planı bazı politikaların yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini bir kez daha gözler önünde serdi

FATİH KERESTECİ* 24 08 2015, 06:29

TCMB Guvernörü Erdem Başçı, 30 Temmuz tarihinde yayınlanan enflasyon raporu ile birlikte gerçekleştirilen sunumda, para politikasının sadeleştirilmesi hususunda çalışmalar yapıldığını, bunun sonuçlarının Ağustos ayında kamuoyuyla paylaşılacağını duyurmuştu. O günden itibaren bu konu piyasa gündeminin ilk sırasını teşkil etti. Ta ki, geçen hafta yapılan Para Politikası Kurulu toplantısı ve sonraki gün gerçekleştirilen ekonomistler toplantısına kadar... 

Küresel para politikalarının normalleşmesi sürecinde yol haritası olarak isimlendirilen bu süreç detaylı bir biçimde anlatılıp kamuoyunun bilgisine sunuldu. Ne yazık ki bu plan ve açıklamalar kimseyi tatmin etmedi. Zira, piyasaların tespitleri ile TCMB'nin politika adımları, son yıllarda sıklıkla olduğu üzere, uyuşmadı. 

Kim haklı ya da daha doğrusu ne olurdu ayrı bir tartışma konusu... Ama, Guvernör Başçı'nın "sadeleştirme" kelimesini telaffuz ettiği andan detayların ifşa edildiği güne kadar Türk Lirası, ABD Doları karşısında yüzde 8'i aşan oranda değer kaybetti. Şüphesiz, bunun önemli bir kısmı iç siyasi gelişmelerden kaynaklandı. Ancak, bunda TCMB'nin hiç payı yok demek de hatalı olacaktır. Zira, TCMB'nin faizlerde artırıma gidebileceğine ilişkin birkaç rapor sayesinde USDTRY kuru Perşembe günü 3,00 seviyesinden 2,89'a kadar gerileyerek bu süreçte TCMB'nin rolünü gözler önüne serdi. 

TCMB'nin görevi, yasasıyla belirlenmiş üzere, fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmektir. Yani, enflasyona (ya da pratikte olmamakla birlikte teoride deflasyona) karşı mücadele etmektir. TCMB bu hususta inisiyatif kullanamaz ve bağımsız da değildir. Bu görev kendisine siyasi otorite tarafından verilmiştir. Daha popüler bir ifadeyle, TCMB amaç bağımsızlığına sahip değildir. 

TCMB, bu amacı desteklemek üzere farklı alanlara yoğunlaşabileceği gibi (finansal istikrar) bu amaçla çelişmemek kaydıyla başka ekonomik sorunlarla da ilgilenebilir (büyüme). TCMB, bu amaç doğrultusunda kullanacağı araçlarda mutlak bağımsızlığa sahiptir. Yani, araç ya da enstrümantal bağımsızdır. TCMB'nin bu yapısını desteklemek adına finansal ve kurumsal manalarda da mutlakıyet tanınmıştır. 

TCMB'nin enflasyonla savaşırken sahip olduğu en önemli silahı ise faiz politikasıdır. Bu yapı altında son yıllarda kopan en büyük tartışma da faiz silahını kullanmada TCMB'nin özgürce hareket edemediği noktasında birleşiyor. Yürütme kudretinin birçok kademesinden gelen ve şiddeti bazen "vatan hainliği" noktasına erişebilen eleştiriler nedeniyle TCMB'nin faizleri gerektiği ölçüde kullanamadığı yönündeki yorum ve değerlendirmelerden kalın bir kitap derlenebileceği kanaatindeyiz. Bu yargının doğruluğunu kanıtlamak adına Guvernör Başçı'nın Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekonomi danışmanlarına yaptığı sunumu ön plana çıkarmak yeterli olacaktır...

Yürütme erkinden gelen "Faizleri indir!" yönündeki tavsiyelerin arkasındaki temel ekonomik sebep, düşük faiz ortamında ekonominin daha iyi bir performans kaydedebileceği hipotezidir. Hipotez diyorum zira geçen haftaki yazımın teori kısmında da vurguladığım üzere ekonomi kitaplarında yer alan ifadeler gerçek hayatta her zaman aynı etkiyi göstermeyebiliyor. Bu nedenle, TCMB'nin faizleri indirmesi, piyasa faizlerinin ineceği ve ekonominin iyi bir performans kaydedeceği anlamına gelmiyor. Konumuzla doğrudan bağdaşmamakla birlikte bu hipotezi, uzun yıllardır faizleri sıfıra yakın tutan Japon Merkez Bankası'na rağmen Japonya ekonomisinin bir türlü büyüyememesi ile çürütebiliriz. 

Konunun ikinci noktasında hakim siyasi ideolojide anlamlı ölçüde bir faiz fobisi olduğunu belirtebiliriz. Kur'an-ı Kerim'de birçok ayette faizin (riba) yasaklandığı ve haram kılındığı aşikâr. Aksini söylemek de küfre götürür. Bu hususta fıkhen yetersiz olmakla birlikte o devirde işaret edilen riba ile mevcut konjonktürde ifade edilen politika faizi arasındaki farklılıkların dikkate alınmasında yarar olduğu kanaatindeyim. 

Üçüncü olarak, inşaat odaklı büyüme ve kalkınma stratejisinde (!) sermaye açısından zayıf olan şirketlerin ağırlıklı olduğu bir ortamda faizlerin düşük tutulmak istenmesi düşünülebilir. 

Son olarak, faizlerin düşük tutulması suretiyle Türk Lirası'na değer kaybettirilip rekabet avantajı elde edilmek istenebilir (bunun büyük bir yanılgı olduğunu geçen haftaki yazımda detaylı bir şekilde anlatmıştım). 

Sonuç itibariyle, siyasi otoritenin düşük faiz talebine sebep teşkil edebilecek hususları sıraladım. #pagebreak#

Peki, işin aslı ne? Guvernör Başçı'nın sunumunda da belirttiği üzere, faiz sebep değil sonuçtur. Faizler, güvenin tesis edildiği, risklerin azaldığı bir konjonktürde düşer. Para otoritesi politika faizini indirdi diye genel faiz hadleri inmez. Hatta, para otoritesinin faiz indirim kararına olan inancın zayıf olduğu bir ortamda faizler artabilir bile... Bunu birçok kez Türkiye'de gözlemledik. Dahası, uygulanan faizler ile gereken faiz arasındaki farkın suni olarak açıldığı dönemler spekülatörlere müthiş bir ortam sunup kur zıplamalarına neden olabilir (İngiltere'nin 1992 yılında yaşadığı kur krizi gibi). Demek ki, faiz indirim çağrısı yerine faizlerin inmesi için gerekli ortamı sağlamak gerekiyor. Türkiye'de ne yazık ki, bu hususta önemli zaaflar gözlemliyoruz.

TCMB tarafında piyasa algısını eski Guvernör Durmuş Yılmaz'ın görev devir teslim töreninde vurguladığı kelimelerle anlatmak mümkün. Yılmaz, kendilerini göreve taşıyanlara teşekkür etmekle birlikte "...bunu aşırıya götürürseniz, yaranma duygusuna doğru kaptırırsanız, işi doğru yapmazsınız, yanlış yaparsınız, aynı zamanda kendinize zarar verdiğiniz gibi, sizi buraya getirenlere de zarar verirsiniz" cümlesiyle konuşmasını tamamlamıştı. 

Başka bir ifadeyle, piyasaların algısı TCMB'nin faizleri gerektiği zaman artıramadığı hususunda yoğunlaşıyor. Böyle olunca da ortaya zararlı bir ikilem çıkıyor: TCMB ya görünürde faiz artırmadan örtülü bir faiz artırımına gidiyor (koridor sistemi ile uzunca bir süre genel faiz hadleri TCMB'nin politika faizinin çok üzerinde oluştu) ya da işler sapa sardığında gece yarısı toplanıp faizlerde radikal artırıma gidiyor. Piyasa algısı ne yazık ki bu... 

Üstelik, piyasa olarak adlandırılan olgunun her parçasının düşük faizden daha fazla fayda sağladığı bir denklemde (yani, "faiz lobisi" ifadesi sadece yanlış bir çeviri ürünü değil aynı  zamanda işaret ettiği durumun tam tersi anlamına geliyor). Piyasalar bugün de benzer düşünceler içerisinde... 

TCMB'nin, artan risk ortamı karşısında, faizleri doğrudan artıramayıp "sadeleştirme" adında yeni bir mühendislik ürününe başvurduğunu tahayyül ederken uygulamanın bu yönde olmayacağının ifşa edilmesi hayal kırıklığına neden oldu. Böyle olunca da, savaşa giderken en önemli silahını evde bırakan TCMB'ye karşı bir atak gelişti ve USDTRY kuru 3,00 seviyesine yükseldi. Tekrar vurgulamak isterim ki, kurdaki asıl yükseliş artan siyasi risklerden ötürüydü ancak bu TCMB'nin politika hatası olduğu gerçeğini gizlemez.

Sonuç itibariyle, genel ekonomi denkleminin işaret ettiği faiz oranı ile para otoritesinin uyguladığı faiz arasındaki farkın açılması büyük bir zaafa işaret ediyor. Bu noktada rezervlere güvenmek büyük bir hatayı daha beraberinde getirebilir. TCMB'nin faiz silahını kullanamadığı yönünde bir hava yaratmak bu zaafı daha da pekiştiriyor. 

TCMB tarafında da bazı ciddi uygulama hatalarına değinmek lazım. Daha önce "1,92" ya da "4 Şubat'ta olağanüstü PPK toplantısı yapılır" örneklerinde olduğu üzere bu kez de "sadeleştirme" söylemi ile izlenen yöntem iletişim stratejisinin gözden geçirilmesi gerektiğini gösteriyor. Amerikan Merkez Bankası dahi bu husustaki zaafı gidermek adına iletişimden sorumlu üyesini başkan seçmişti. 

İkinci olarak, para politikasının mekanik bir uygulama olmadığının hatırlanması ve politika uygulamalarında davranışsal finansa daha çok yer verilmesini önerebilirim. Çünkü, son yıllarda mühendislik ürünü araçlara aşırı ağırlık verilmesi ve piyasa tepkisi/algısı hususlarının gözardı edilmesi, dahası bu araçların başarılı olduğu fikrinde ısrarcı olunmasını  ileride daha büyük sorunlara yol açabileceğinden endişe ediyorum (ROM, döviz depo imkanı gibi araçlar...). 

Son olarak, faiz artırımı gerekiyorsa, amasız bir biçimde yapılmalı. Yoksa, para politikasını sadeleştirme stratejisi  döviz kurunu sadeleştirme ve basitleştirme olarak algılanır ve USDTRY kuru yalın bir seviye olan 3,00'a getirir. 

Esas mesele sözü değil, özü sadeleştirmekten geçiyor.

--------

*Fatih Keresteci, Stratejist

Yukarı

Business HT×