BIST 100 73.391 % 1,20
USD/TRY 3,5210 % 0,49
EUR/TRY 3,7573 % 0,53
Piyasalar
73.391
% 1,20
3,5210
% 0,49
3,7573
% 0,53
1,0664
% 0,03
10,93
0,10
1.177,43
% 0,49
54,46
% 0,96

Magna Carta'nın yıl dönümü

Bu ay 800. yıldönümü kutlanacak ve Anglosakson dünyasında hukukun egemenliğini kuran Magna Carta anlaşmasının devrimsel etkileri günümüze kadar uzanıyor

DANIEL HANNAN* - WSJ 03 06 2015, 12:53

800 yıl önce, İngiltere'nin güneyinde nehir kıyısı bir bölgede insanlık tarihinin en büyük pazarlıklarından biri yapıldı. Belki kulağa abartılı geliyor ancak Magna Carta anlaşması, İngiltere'nin en önemli hukukçularından Lord Denning'in de dediği gibi "bireyin özgürlüklerini zorbaların rastgele otoritesi karşısında koruyan, tüm zamanların en önemli anayasal belgesi."

Hukuğun hükümet üzerindeki üstünlüğü fikri ilk defa, Runnymede şehrinde 15 Haziran 1215 yılında anayasada yer buldu. Zamanın İngiltere kralı John bu anlaşmayla beraber kuralları artık keyfine göre koymamayı kabul etti. Bugün kanıksadığımız tüm hak ve özgürlüklerin temelinde bu kabul yatıyor: Sansürsüz gazeteler, mülkün güvenliği, kanun önünde eşitlik, düzenli seçimler, sözleşmeye saygı ve jüri önünde mahkeme.

"Büyük Ferman" tabirinin latincesi olan Magna Carta, yazanlar yaratacağı büyük etkiyi tahmin ettiği için değil, anlaşma çok uzun ve detaylı olduğu için böyle isimlendirmiş. Ancak anlaşma imzalandığı andan itibaren o kadar büyük politik etki yarattı ki, “büyük” sıfatını her anlamda hak etmiş durumda.

Kral John'ı müzakere masasına oturtan din adamları ve baronlar, hakların devam etmesi için bir uygulama mekanizması da olması gerektiğinin farkındaydılar. Bir anlaşma gücünü yazıldığı kağıttan değil, yazılanların yorumlanma biçiminden alır. Örneğin Sovyetler Birliği'nin anayasası ifade, vicdan ve dernek özgürlüğü gibi pek çok özgürlük vaat ediyordu. Ancak Sovyet vatandaşlarının da gördüğü gibi, verilen hakları uygulayacak bir sistem olmadığı sürece kağıt üzerinde yazılanlar anlamsız oluyor.

Magna Carta, bugün Westminster'da toplanan İngiliz Parlamentosu'nın ilk hali olan konsey düzenini getirdi. Victoria döneminin en büyük tarihçilerinden William Stubbs'ın dediği gibi, "İngiltere'nin tüm anayasal tarihi, Magna Carta'nın yorumlanmasından başka bir şey değildir."

Magna Carta'nın etkileri sadece İngiltere'yle sınırlı da kalmadı. Magna Carta, Amerika'da, İngiltere'de olduğundan her zaman çok daha önemli oldu. Mesela, Kral John'un anlaşmayı imzaladığı alan, 1957 yılında Amerikan Barolar Birliği bir anıt dikene kadar işaretlenmemişti.

Bir İngiliz anıtı ise ancak bu yıl, Magna Carta'nın 800. yılında dikilecek. 800 yıl beklemek için çok uzun bir süre: İngilizler, Amerikalılarla kıyaslandığında Magna Carta'nın önemini anlamakta çok gecikmiş durumda.

Peki neden? En büyük neden ilk Amerikalıların kim olduğuyla ilgili. Magna Carta 14. ve 15. yüzyıllar boyunca pek çok kez yenilenmiş olsa da iktidarı 1603'de biten Tudor hanedanı sırasında halkın bilincinden büyük ölçüde silindi.

17. yüzyıl başlarında ise Magna Carta, Parlamento üyeleri tarafından yeniden hayata geçirildi ve kralla olan anlaşmazlıkları çözmek için kullanıldı. Amerika'ya ilk yerleşimler ise tam da Parlamento'da bu tartışmaların olduğu zamanda gerçekleşti. 1637 kadar erken bir tarihte, Maryland Magna Carta'yı anayasasına dahil etmek için izin isterken, anlaşmanın Amerikan topraklarında ilk basımı 1687 yılında William Penn tarafından yapıldı.

Magna Carta'nın Amerikan ve İngiliz yorumları arasında ise fark vardı. İngiltere'de her şeyden önce parlementer sistemin üstünlüğünün bir garantisi olarak düşünülürken, Amerika'da hem kraliyetin hem de parlemento hem de kraliyetten üstün bir kavram olarak görülüyordu. Kavramlar arasındaki bu değişiklik 1770 yılında önemli bir olaya neden olacaktı.

Günümüzde Amerikan Devrimi, iki ulus arasında gerçekleşmiş bir özgürlük savaşı olarak görülüyor. Ancak 1778'de Fransızlar dahil olmadan önceki dönemde iki taraf da savaşı fikirler üzerinde anlaşamayan iki grubun arasında yaşanan bir iç savaş olarak görüyordu. 

Amerikan Devrimcileri, İngiliz ulusal kimliğini reddetmiyor, tam tersine teyit ediyorlardı. Devrimcilere göre, dönemin İngiliz kralı George III, King John zamanında kurulan anayasaya karşı geliyordu. Amerikalılar, evrensel haklar için değil, Magna Carta'nın onlara, ve onların İngiliz atalarına, verdiği haklar için savaşıyorlardı.

Bu savaştan bahsetmemin sebebi, günümüzde doğal karşıladığımız bu haklar aslında ileri bir toplumun gelişimin doğal bir uzantısı değil. Bu haklar, Magna Carta gibi anlaşmalar sayesinde yaratılmış ve geliştirilmiş haklar. #pagebreak#

Magna Carta'nın toplumu ve devletin işleyişini değiştirmekteki başarısı sayesinde, şimdi baktığımızda böyle bir anlaşmanın imzalandığı günün koşullarında ne kadar devrimsel olduğunu anlayamıyoruz.

Magna Carta demokrasi kavramını veya kanunları yaratmadı; yüzyıllar önce Antik Yunan'da insanlar farklı renklerde taşları kutuya atarak oy veriyorlardı. Sümer ve Mısır kalıntılarına göre, milatta önce bile toplumlar kanunlar yazmışlardı.

Ancak Magna Carta, anayasal hükümeti, yani Amerikan Barolar Birliği'nin diktiği anıtta dendiği gibi "hukuk önünde özgürlüğü" yarattı.

19. yüzyıldan günümüze dek pek çok ülke diktatörlüğe dönerken önemli bir kesim ise komünist veya faşist partileri iktidara getirdi. Ancak Anglosakson dünyası çoğunlukla liberal kapitalizm altında kişisel hak ve özgürlüklere sahip olmaya devam etti.

Bunun nedeni, genetik yapımızda veya coğrafyamızda bulunan bir özelliğin bizi daha iyi yapması değil, anayasal düzenlemelerin ve sistemin hukuk önünde özgürlüğü koruması. Buna benzer anayasal düzenlemer her yerde ortaya çıkabillir. Tam da bu yüzden Bermuda Haiti'den, Hong Kong Çin'den, İsrail Suriye'den farklı.

Bu ülkelerde sistemler işe yarıyor çünkü Magna Carta'yla başlayarak, özgürlüğü savunmayı herkesin sorumluluğu haline getirmişler. Amerikalılar da İngilizler gibi özgürlüklerini önceki nesillerden miras aldılar, dolayısıyla bu özgürlükler için dışarıdan bir kaynağa bakmalarına gerek yok. Özgürlüğün korunması benim ve sizin sorumluluğunuzda. Ailelerimizden miras aldığımız özgürlükleri korumak ve çocuklarımıza aktarmak da bizim sorumluluğumuzda.

*Wall Street Journal'da yayınlanan bu makalenin yazarı Hannan, Avrupa Palementosu'nun Muhafazakar Parti'yi temsil eden İngiliz üyelerinden. Aynı zamanda Washington Examiner'da köşe yazan politikacı, "Özgürlüğün İcadı: İngilizce Konuşan İnsanlar Modern Dünyayı Nasıl Yarattı?" adlı kitabın da yazarı

Yukarı

Business HT×