BIST 100 74.550 % 1,29
USD/TRY 3,5095 % -0,42
EUR/TRY 3,7796 % -0,38
Piyasalar
74.550
% 1,29
3,5097
% -0,41
3,7798
% -0,37
1,0768
% 0,04
10,92
-0,08
1.171,20
% 0,07
54,90
% -0,07

Liberal demokrasi neden nadir?

'Liberal demokrasinin doğuşunun nedeni ne olursa olsun, uygulamada bu kadar nadir olmasına şaşırmamalıyız'

DANI RODRIK VE SHARUN MUKAND - PROJECT SYNDICATE 15 05 2015, 11:59

Yaklaşık yirmi yıl önce, politik yorumcu Fareed Zakaria şimdi bakıldığında kehanet gibi görünen “Liberal Olmayan Demokrasinin Yükselişi” isimli bir makale yazmış ve bu makalede hukukun üstünlüğüne , kişisel dokunulmazlıklara saygısı olmayan popüler otokratların yükselişiyle ilgili kaygılarını dile getirmişti. Zakaria’ya göre hükümetler özgür ve adil seçimlerle başa gelip yine de vatandaşlarının en temel haklarını rutin olarak ihlal ediyor olabilirler.

Zakaria’nın makalesinin yazılmasından bu yana, liberal olmayan demokrasiler bir istisnadan çok standart model haline geldiler. Freedom House’ın yaptığı bir araştırmaya göre, 1980 yılındaki yüzde 40’lık oranın aksine günümüzde dünyadaki ülkelerin yüzde 60’ından fazlası seçim demokrasisi; yani politik partilerin iktidara gelmek için birbiriyle yarıştığı ve seçimlere katıldığı rejimler. Fakat bu demokrasilerin büyük çoğunluğu hukuk çerçevesinde herkese eşitlik sağlamakta başarısız.

Genellikle liberal olmayan politika ve uygulamaların en büyük mağduru etnik, dini, dilsel veya bölgesel azıklık grupları. Ancak bu demokrasilerde, her kısımdan muhalifler  sansür, eziyet ve asılsız hapis tehlikesi altında.

Liberal demokrasi üç temel hak tipi üzerine kurulmuş durumda: mülkiyet hakları, politik haklar ve medeni haklar. İlk tip haklar mal sahiplerini ve yatırımcıları mallarına el konulma tehlikesinden korumayı amaçlıyor. İkinci tip ise seçimleri kazanan grupların iktidara geçebilmesini ve demokratik hakları ihlal etmedikleri sürece istedikleri politikaları uygulayabilmelerini sağlıyor. Son olarak, medeni haklar herkesin hukuk önünde eşitliğini  ve eğitim gibi kamu hizmetlerine eşit ulaşıma sahip olmasını garantiliyor. 

Hem mülk haklarından hem de politik haklardan yararlananların içinde güçlü ve nüfuslu kimseler de var. Mülkiyet hakları özellikle toplumdaki elitler için önemli: mal sahipleri ve yatırımcılar. Bu elitler sayı olarak nispeten az olsalar bile, eğer istedikleri olmazsa kullanabilecekleri maddi kaynaklara erişimleri var. Sahip oldukları parayı başka bir yere taşıyabilirler, veya yatırım yapmamayı tercih edebilirler ki bu durumun toplumun geri kalanına zararı büyük olacaktır.

Politik haklar ise özellikle toplumdaki işçi sınıfı veya etnik çoğunluk gibi organize olmuş kitleler için önemli bir yer tutuyor. Toplumdaki çoğunluk genel olarak yoksul olabilir ancak sayıca çok olmanın avantajlarına sahip olabilir. Elit kesimleri, ayaklanmalar ve mülke el koymalar ile tehdit edebilirler.

Tam tersine, medeni haklardan en çok yararlananlar ise genelde ne maddi varlığa ne de sayıca çoğunluğa sahip olan azınlıklar. Türkiye’de Kürtler, Macaristan’daki Roman, Rusya’da liberaller veya Meksika’nın yerli nüfusu genelde ülkeleri içinde az güce sahip durumda. Dolayısıyla, eşit hak talepleri mülk ve politik hak talepleriyle aynı seviyede değil.

Demokrasinin tarihteki temelleri ile ilgili teoriler hazırlayanlar genellikle farklı haklar için farklı seviyelerde talepler olduğu gerçeğini gözardı ediyor. Bu teoriler çoğu zaman mülk sahibi elitler ve çalışan sınıflar arasındaki pazarlığın etrafında oluşuyor: devrim tehlikesiyle karşı karşıya kalan elitler çoğunluğun oy vermesine izin vermek zorunda kalır. Karşılığında ise çoğunluk, veya çoğunluğun temsilcileri, elitlerin mallarını elinden almaz.

Tabii ki elitler tek başlarına iktidarda oldukları ve kendi haklarını korudukları bir otokrasiyi tercih ederler, ancak başka kimse bunu tercih etmez. İnsanlık tarihinin çoğunluğu boyunca ise elitlerin istediği olmuştur.

Demokratik bir pazarlık sadece eğer kitleler ortak çıkarlar ve istekler etrafında organiza olursa mümkün.  Organize olmaları demek hem ayaklanma tehditlerini inandırıcı kılıyor, hem de pazarlık sonrasında elitlerin mülklerine sahip olmaya devam edebileceği garantisini beraberinde getiriyor. Tarih boyunca kitlelerin organize olması endüstriyelleşme, şehirleşme, savaşlar veya kolonileşme karşıtı çabalar sonucu mümkün olmuştur.

Ancak bu pazarlıklar, doğaları gereğince, liberal değil seçimsel demokrasiler üretiyor. Malları ellerinden alınmış ve medeni haklara en çok ihtiyaç duyan azınlıklar demokratik geçişte hiç bir rol oynayamıyor çünkü pazarlık masasına  getirecekleri bir şey yok. Dolayısıyla demokratik pazarlık mülk hakları ve politik haklar getiriyor ancak çok nadiren medeni haklar da beraberinde geliyor.

Bu bakış açısından bakıldığında, bilmece neden demokrasinin liberal olmayan hale geldiği değil, liberal demokrasinin ortaya çıkamaması.

Liberal demokrasiyi mümkün kılan bir koşul ise özellikle elitler arasında keskin sınırları olan bir etnik veya başka tür kimlik ayrımının olmayışı. Kültürel ve sosyal homojenlik demek çoğunluğun ayrımcılık yapacağı bir azınlık olmaması anlamına geliyor. Geçmişte İskandinavya ülkeleri ve günümüzde Japonya ve Güney Kore bu duruma bir örnek.

Benzer bir sonuca yol açan farklı bir durum ise birden fazla ve birbiriyle kesişen ayrımların bulunduğu toplumlar. Eğer açık bir azınlık-çoğunluk ayrımı yoksa, iktidara gelen her grup kendisine de bir gün aynı şey olabileceği bilinciyle diğer gruplara ayrımcılık yapmayıp, haklarını tanıyabilir. Örneğin Lübnan’ın demokrasi de bu tür bir kırılgan denge üzerine kuruluydu, ta ki değişen nüfus büyümesi ve dış müdahele bu dengeyi bozana dek. 

Üçüncü bir olasılık ise toplumun en belirgin etnik ve ırksal ayrımlarının toplumdaki elitleri ve kitleleri birbirinden tamamen ayırdığı durumlar. Mesela Güney Afrika’da beyazlar hem toplumun elitleri hem de ırksal azınlıktaydılar. 1994 demokratik geçişi öncesinde Apartheid hükümeti Afrika Ulusal Konseyi’yle pazarlıklara başladığında, beyazlar için mülk ve medeni haklar, siyahlar içinse politik haklar talep etti ve kazandı. O günden bu yana Güney Afrika’da yaşanan bazı zor zamanlara rağmen pazarlık sonucunda ulaşılan denge günümüze kadar dayanmayı başardı.

Alternatif olarak ise, belki de liberal demokrasinin sosyal gruplar arasındaki güç dengesi ve onların stratejik talepleri ile pek ilgisi yoktur. Belki de liberal demokrasi için gereken zaman içinde oluşan bir anlayışlılık ve insan hakları kültürüdür. Ya da belki de uzun vadede mali, politik ve medeni hakları korumak için her iki faktör de gereklidir.

Liberal demokrasinin doğuşunun nedeni ne olursa olsun, uygulamada bu kadar nadir olmasına şaşırmamalıyız. Sonuçta sürdürelebilir bir liberal demokrasi için gereken politik güçler çok nadiren bir araya gelmekte.

Yukarı

Business HT×