BIST 100 75.727 % -0,27
USD/TRY 3,4772 % 1,00
EUR/TRY 3,6724 % 0,43
Piyasalar
75.727
% -0,27
3,4772
% 1,00
3,6724
% 0,43
1,0561
% -0,51
10,94
0,31
1.159,86
% -0,93
54,33
% 0,82

"Ortadoğu'da gerçekçi olmalıyız"

ABD'li eski diplomat Hill yazdı: ABD Ortadoğu'da daha gerçekçi olmalı ve İran'la ortaklığa gitmeli

CHRİSTOPHER R. HİLL - PROJECT SYNDİCATE 29 04 2015, 12:12

Ortadoğu, ABD liderleri için geçtiğimiz 70 yıl boyunca çok kolay bir konu olmadı. Geçmişe baktığımızda İsrail'in kabul edilebilir sınırlar içerisinde varlığını sürdürmesine dair verilen desteğin, dünyanın en hassas enerji geçiş yollarının korunmasıyla dengelenmesi gerekiyor. Fakat eski ABD yönetimlerinin Ortadoğu'da karşılaştığı zorluklar bugün karşılaşılanların yanında sönük kalıyor. 

İsrail hala varlığını sürdürüyor ama artık çok daha zor bir müttefik haline geldi. Başbakan Benjamin Netanyahu, ABD Başkanı Barack Obama'nın yerel rakiplerinin daveti üzerine Mart ayında Kongre'de bir konuşma gerçekleştirerek ABD'nin en önemli dış politikalarından bir tanesine eleştirilerde bulundu ve ülkedeki kutuplaşmayı daha da artırdı. 

Öte yandan ABD de artık Arap satranç oyununu oynamak zorunda olduğu için güvenli petrol arzı ve bunların nakliyesi çok daha zor hale geldi. Daha da kötüsü yerel gerçeklerle politika yapıcıların bu gerçekleri anlama kabiliyetleri arasındaki büyük fark bazı konuların görmezden gelinmesine neden oldu.

Arap Baharı 4 yıl önce başladığında ABD Libya, Suriye ve Mısır'da rejim değişikliğini desteklerken, Irak'ta anayasal düzenin korunmasına önem verdi. Ortaya çıkan sonuç rejim değişikliği üzerinden hemen olumlu sonuçlar elde edeceğini düşünenlere bir uyarı niteliğinde ele alınmalı. Her ne kadar bazı acımasız liderler görevinden uzaklaşmak zorunda kaldıysa da bunu takiben gelen daha da kötü oldu. Rejim değişikliğinin en büyük etkilerinden bir tanesi mezhepsel ayrılıkları daha da keskinleştirmesi oldu. 

Ve şimdi ABD'nin İran ile gerçekleştirdiği nükleer görüşmeler de Arap olaylarının karışıklığına eklenmek isteniyor. Obama hükümetinin İran ile anlaşmayı aşırı istediği ve masadan kalkmaya yanaşmadığı söyleniyor. Fakat eğer bu suçlama doğruysa, Obama'nın 2008 seçim kampanyasında verdiği sözden dolayı değil: ABD'nin düşmanlarıyla görüşmek ve ortak nokta bulmak. 

Bunun daha da önemlisi bir anlaşma için yeterli alternatiflerin yokluğu. Ne açıdan bakarsanız bakın İran içerisinde ülkelerinin uluslararası toplumun saygı duyulan bir üyesi olmasını isteyenlerle ülkelerinin nükleer bir silahla daha fazla saygı göreceğine inananlar arasında derin bir bölünme var. Uluslararası yaptırımlar bu nükleer silahı isteyenlere olan desteği daha da artırıyordu. 

Birçok ABD'li için İran ile gerçekleştirilen görüşmeler zamanında Sovyetler Birliği ile gerçekleştirilen görüşmelerin tekrarı gibi. Bazı açılardan bakıldığında ABD Senatosu'nun İran ile yapılacak anlaşmaların kendi onayından geçmesini istemesi "geleceğe dönüş" mentalitesinde bir girişim: eğer SALT ve START anlaşmaları Senato'nun onayından geçmişse, İran ile yapılacak herhangi bir anlaşma da geçmeli. 

Fakat İran ile gerçekleştirilen iki taraflı değil, aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi'nin bütün daimi üyeleri ve Almanya'yı da içeriyor. Obama'nın en önemli işlerinden bir tanesi ABD'lilere bu anlaşmanın yalnızca ABD'nin çıkarına olmayacağını anlatabilmek. 

Ve anlaşmanın sonucuna bağlı olarak bundan etkilenebilecek ülkeler yalnızca BMGK daimi üyeleri ve Almanya değil. Arap dünyası da varılacak bir anlaşmayı çok yakından takip ediyor. Gittikçe yükselen Şii-Sünni anlaşmazlığı ve ülkelerin bölgesel egemenlik girişimleri bölgedeki şüphe duygularını daha da artırıyor. 

İranlılar ve Araplar arasındaki güvensizlik Şii-Sünni bölünmesinden bile daha eski. Bölgede liderliğin zayıfladığı bir dönem olarak hatırlanacak bir zamanda Araplar mükleer görüşmeleri silah kontrolünden çok daha önemli görüyor. Arap dünyasının çalkantıya girdiği bir dönemde ABD, İran ile anlaşarak bölgede yeni bir çerçeve hazırlamak istiyor olabilir mi? 

İran ile ilgili tatsız anıları olan birçok ABD'li için bu senaryo çekici gelmeyebilir tabii ki. Fakat yine de Arap dünyasından bakıldığında İran bölge formülünde çok daha istikrarlı bir faktör olarak görülüyor. 

ABD, Arap dünyasında oluşan bu yöndeki düşüncelere karşı hassas ve doğal olarak Suudileri aktif bir şekilde sakinleştirmeye çalışıyor. Suudilerin Yemen'e başlattığı bombalamaya sessiz bir şekilde destek veren ABD'nin Sünni endişelerini yatıştırmak için neler yapabileceği böylece biraz da olsa görülüyor.

Yukarı

Business HT×