BIST 100 74.426 % 1,12
USD/TRY 3,5175 % -0,19
EUR/TRY 3,7907 % -0,08
Piyasalar
74.426
% 1,12
3,5175
% -0,19
3,7907
% -0,08
1,0775
% 0,10
11,00
0,07
1.172,97
% 0,22
54,72
% -0,40

Resesyon bitti mi?

Büyümeye geri dönmek bu sefer daha önce olduğundan çok daha zor oldu.

MİCHAEL J. BOSKİN - PROJECT SYNDİCATE 28 04 2015, 15:31

Büyük Resesyon’un başladığı 2008-2009’a kadar geçen 25 yıl içerisinde ABD iki kısa ve ılımlı resesyon, iki de güçlü ve uzun genişleme dönemi geçirdi. Küresel açıdan bakıldığında gelirler yükseldi, enflasyon yavaşladı ve hisse piyasaları ralliye geçti. Bunun da ötesinde 1980’li yılların başında yaşanan son büyük ekonomik durgunluktan bu yana daha önce görülmemiş bir şekilde güçlü ve istikrarlı makroekonomik performans sergilendi. Fakat büyümeye geri dönmek bu sefer daha önce olduğundan çok daha zor oldu.

ABD’nin Büyük Resesyon’dan bu yana gerçekleştirdiği toparlanma ve büyüme istikrarsız oldu. Öyle ki ABD son 10 yılda hiç 3 çeyrek üst üste yüzde 3 büyüme yaşamadı. Her ne kadar düşük petrol fiyatları tüketiciye yardımcı olsa da enerji sektöründeki yatırımların azalması ve doların güçlenmesi negatif etki yaratıyor.

ABD tek başına değil. Her ne kadar Avrupa ekonomilerinin çoğu yeniden büyümeye geçse de bu büyümenin oranı düşük. Benzer şekilde hükümetten gelen yoğun çabalara rağmen Japon ekonomisi hassas kalmaya devam ediyor. Önümüzdeki yıllarda küresel büyümenin motoru olarak görev yapması beklenen büyük gelişen ekonomiler bile zorlanmaktalar: Çin ve Hindistan aşağı inişe geçti, Rusya ve Brezilya daralıyor.

Bir büyüme veya daralma bu kadar uzun zaman sürerse, sonsuza kadar devam edecekmiş gibi görünebilir. Krizden yaklaşık 6 yıl sonra bazı ekonomistler teknolojide yaşanan ilerlemenin ve yetersiz yatırımların dünya ekonomisini düşük büyüme ve hayat standartlarının daha yavaş yükseldiği “yeni bir normal”e mi götürdüğünü sorguluyorlar. Bazı ekonomistler buna “kurumsal durağanlık” (secular stagnation) diyor – yani iyi günlerin geride kaldığını daha süslü bir şekilde söylüyorlar. Peki, haklılar mı?

Toplam ekonomik büyüme kaba olarak çalışma saatlerindeki büyüme ve üretimin ortalamasıdır. Eğer üretim bir yılda 1 yüzdelik puan bile yükselirse sonraki neslin yaşam standartlarında büyük iyileşme olacaktır. Zamanla üretimde yaşanacak çok az bir artış bile yaşam standartları üzerinde etki bırakacak.

Üretkenlik sermaye yatırımı, teknolojik inovasyon ve işgücünün bilgi ve yeteneklerindeki gelişmeye bağlı olsa da ekonomistler hangisinin rolünün daha büyük olduğunda kararsız.

Bu göz önüne alındığında ekonomistler ABD’nin gittikçe düşen üretim büyümesini yetersiz teknolojik ilerlemeye bağlıyorlar. Ekonomist Robert Gordon gibi bu kötümserler yeni inovasyonların elektrik, otomobil ve bilgisayar gibi üretimi kökten değiştirmeyeceğini tahmin ediyorlar.

İyimserler ise akıllı telefonlar ve nanoteknoloji, robotlar ve diğer bilim türlerinin teknoloji önderliğinde üretimde yeni bir çağ açacağını öngörüyorlar.

Burada emin olmak gereken bir nokta var ki o da teknoloji önderliğindeki büyümenin bazı riskler taşıdığı. Yapay zekanın işsizliği artıracağına dair korkular hiçbir zaman kaybolmamışken, teknoloji ve küreselleşmenin yetenekli elemanlar hariç dünyanın her yerinde maaşları düşürdüğünden endişeleniliyor.

Daha sağlam bir büyümeyi teşvik edebilmek ve bununla beraber yaşam standartlarında artışı getirebilmek için hükümetlerin inovasyon, girişimcilik ve insan ve fiziksel sermayeye yatırımı artırmaları için özel sektörü teşvik etmeleri gerekiyor.

Yukarı

Business HT×