BIST 100 76.031 % 0,79
USD/TRY 3,3897 % 0,00
EUR/TRY 3,6509 % 0,14
Piyasalar
76.031
% 0,79
3,3897
% 0,00
3,6509
% 0,14
1,0766
% 0,12
10,66
-0,16
1.175,38
% 0,12
53,00
% -1,72

Kemal Derviş yazdı

Döviz kuru ve ticaretin birbirleriyle yakından bağlantılı olduklarını inkar etmek imkansızdır. Fakat bu, uluslararası ticaret anlaşmalarının döviz kurunu etkileyen ulusal politikalara düzenleme getirmesi gerektiği anlamına gelir mi?

KEMAL DERVİŞ – PROJECT SYNDICATE 20 04 2015, 12:27

Döviz kuru ve ticaretin birbirleriyle yakından bağlantılı olduklarını inkar etmek imkansızdır. Fakat bu, uluslararası ticaret anlaşmalarının döviz kurunu etkileyen ulusal politikalara düzenleme getirmesi gerektiği anlamına gelir mi?

Bazı ekonomistler böyle düşünüyor. Örneğin Simon Johnson, mega bölgesel ticaret anlaşmalarının ülkelerin piyasaya müdahale ederek para birimlerinin değerini etkilemesini engellemesi gerektiğini düşünüyor; Fred Bergsten de benzer bir argüman ortaya atıyor. Fakat ABD Hazine Bakanlığı ve ticaret yetkilileri makroekonomik konuların ticari anlaşmalardan uzak kalması gerektiği yönündeki fikirlerini dile getirmeye devam ediyor.

An itibariyle bakıldığında Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi konuyla yakından ilgili kurumların olası bir döviz manipülasyonuna kendi başlarına verimli bir cevap veremeyeceği görünüyor.

Makroekonomik konuları ticari görüşmelere dahil edebilmek WTO’nun ulusal politikalarını analiz edebilme yeteneğini artırması veya IMF’nin anlaşmazlıkları giderme mekanizmasına dahil olmasını gerektirir.

Tam olarak emin olmak gerekirse IMF 2007 yılında 'döviz piyasasında bir yönde büyük ölçekli müdahaleleri' yasaklayan bir düzenlemeyi kabul etti. Fakat ne bu hamle ne de gözetlemeye dair daha sonraki IMF politika kararları spesifik ve her ülke için geçerli olacak bir muhakeme sunmayı başaramadı.

Durumu daha da karıştıran faktörlerden bir tanesi merkez bankaları ve hazinelerin ticari rekabet avantajı elde edebilmek için para birimlerinin değerini manipüle edebilecekleri mekanizma sayısının çok fazla olması.

'PARA POLİTİKALARI KURLARI ETKİLİYOR'

En direk müdahale yabancı varlıkların satın alınmasıyla gerçekleşiyor. Fakat kısa vadeli sermaye akışlarının çok yüksek olduğu bir ortamda merkez bankalarının politika faiz oranları (ve hatta bu oranlarla ilgili açıklamaları bile) da döviz kuru üzerinde büyük bir etki bırakabilir.

Bunun yanında dolar, euro ve yende son dönemlerde gördüğümüz gibi parasal genişleme politikaları, her ne kadar merkez bankaları yerel varlıkları alsa da, döviz kurunu etkiliyor.

Döviz kurunun nasıl manipüle edildiği konusunda daha da ileri gidilebilir. Gelir vergisini artırmak örneğin talebi düşüreceği gibi diğer ülkelerin mallarına olan talepte de azalma meydana getirecektir. Diğer tüm makroekonomik politikalar cari dengeyi etkiler.

Uzun lafın kısası döviz kurunu etkileyen politikaların ticari anlaşmaların bir parçası haline gelmesi için parasal ve mali politikaların da ticari anlaşmaların bir parçası olması gerekir. Bu durumda da ticari anlaşmalar olmaz.

Üyelerinin farklı parasal, mali ve döviz kuru ihtiyacı olan Euro Bölgesi’nin yaşayabileceği sorunları bir göz önüne alın.

Almanya’nın cari fazlası neredeyse iki yıl boyunca milli gelirin yüzde 7’si olarak gerçekleşirken, bu rakam Çin’in cari fazlasının da üzerine çıktı.

Öte yandan Almanya’nın cari fazlasının son dönemlerde euronun değer kaybetmesiyle beraber daha da artması bekleniyor. Aynı zamanda diğer Euro Bölgesi ülkeleri son zamanlarda para politikalarını sıkılaştırmak zorunda kalırken, cari açıklarını bu yoldan ya düşürdüler ya da tamamen sildiler.

Sonuç olarak Euro Bölgesi ticaret fazlası devasa seviyelere ulaştı.

"AÇIK BİR DÖVİZ MANİPÜLASYONU"

Euro Bölgesi ülkelerinin kendi ellerinde olan herhangi bir para politikası aracı olmadığı için Almanya’nın hem Euro Bölgesi’nde kalması hem de cari fazlasını azaltması için genişlemeci bir para politikası gerekiyor.

Ekonomist Stefan Kawalec, Euro Bölgesi’nde şu anda kullanılan politika çeşidini açık bir “döviz manipülasyonu” olarak tanımladı.

Ticaret görüşmelerini sonuca ulaştırmak oldukça zordur. Makroekonomik politika konularıyla ilgili anlaşmazlıklar görüşmeleri başarısız bir sona sürüklerken, ticari korumacılık yanlısı lobilere de ihtiyaçları olan siyasi cephaneyi sağlamış oluyor. ABD Kongresi’nden çıkan yüksek seslere rağmen ABD Ticaret Yetkilisi’nin makroekonomik politikaları görüşmelere eklememesinin ana nedeni bu.

Bunların hiçbirisi döviz kurlarını etkileyen makroekonomik politikaların sorunlu olmadığı anlamına gelmiyor. Evet, sorunlular. Fakat ticaret anlaşmaları bu politikaları ve cari dengesizlikleri tartışmak için uygun bir platform değil; IMF ve G-20 bu yüzden varlar.

G-20’nin ülkelerin ekonomi politikalarının diğer ülkeler ve küresel büyüme üzerindeki etkilerinin araştırmak için kurduğu “karşılıklı denetleme süreci” diğer alanlara gözle görülür etkiler bırakmadan makroekonomik anlaşmalara ulaşmanın ne kadar zor olduğunu gösterdi. Öyle ki bazı zamanlarda makroekonomik anlaşmalara varmak ticaret anlaşmalarına varmaktan daha zor olabiliyor.

Daha iyi bir yaklaşım IMF’nin denetleme rolünü artırmak olabilir. Bunu yapmak istihdam konuları gibi bazı konuların makroekonomik politika tartışmalarına eklenmesini kolaylaştırabilir. Özellikle de geniş dış ticaret fazlalarının yerel istihdam üzerindeki etkileri gibi konuların. Bu da ticaret anlaşmalarına başarılı olmaları için bir şans tanımış olur. 

Yukarı

Business HT×