BIST 100 75.727 % -0,27
USD/TRY 3,4772 % 1,00
EUR/TRY 3,6724 % 0,43
Piyasalar
75.727
% -0,27
3,4772
% 1,00
3,6724
% 0,43
1,0561
% -0,51
10,94
0,31
1.159,86
% -0,93
54,33
% 0,82

Bakan Bozkır yazdı

Türkiye’deki böylesine özgür ve hareketli bir günlük tartışma ortamının olduğu gözönüne alınırsa otoriterliğin arttığı iddiaları dayanaksızdır.

VOLKAN BOZKIR*-PROJECT SYNDİCATE 09 04 2015, 09:59

Türkiye’nin içinde bulunduğu geniş bir bölge kendisini farklı krizlerin içinde buluyor. Ülkenin doğusunda siyasi istikrarsızlık, iç savaş ve terörizm varken, batısındaki komşuları da neredeyse Büyük Buhran çapındaki bir ekonomik çöküşün ardından yeniden mali olarak ayağa kalkmaya çalışıyor. Bütün bu çalkantıların içinde Türkiye bir barış, demokrasi, güvenlik ve istikrar adası olarak kendisini gösteriyor – ve Avrupa Birliği’nin üyelik görüşmelerinde son dönemlerdeki çıkmazı ele alırken bunları aklında tutması gerekiyor.

Geçtiğimiz 10 yıl içerisinde Türkiye hükümeti milyonlarca vatandaşını “orta sınıfa” taşıyan ekonomik ve sosyal bir transformasyon gerçekleştirdi. Dünya Bankası tarafından hazırlanan ve Türkiye’nin istikrarlı bir büyümeyle son dönemlerde yüksek gelir statüsü olan ülkeler arasına girmeye yaklaştığının altını çizen rapora göre bu ilerleme toplumsal olarak da kapsayıcı oldu: Fakirlik yarıdan fazla oranda azaltıldı ve yüksek kalite sağlık, eğitim ve belediye hizmetleri genişledi.

Gerçekten de Türkiye ekonomisi 2009 yılından bu yana 4 milyon kişilik istihdam yarattı ve bunların çoğu yüksek vasıflı işçi ihtiyacı ortaya çıkardı. Bu durum da hem ülke içinde hem de diğer OECD ülkeleriyle olan sağlık hizmetleri ve eğitimdeki farkların hızlı bir şekilde azalmasını sağladı.

Öte yandan Türkiye ulaşım, iletişim ve enerji de dahil olmak üzere altyapı kalitesi açısından en hızlı gelişen ülkeler arasında. Ve 2008 küresel krizi sırasında Türkiye, bankalarına kamu fonu aktarma ihtiyacı duymayan tek OECD ülkesi oldu.

Türkiye aynı zamanda demokrasisini sivil haklar ve özgürlüklerle ilerletmek konusundaki çabalarına da özen gösterdi. Geçtiğimiz 12 yıl boyunca Türkiye, Avrupa Birliği standartlarına ulaşabilmek için çeşitli alanlarda 2,000’den fazla düzenleme kabul etti. Türkiye’nin çevresinde alevlenen birçok yangın göz önüne alındığında bu düzenlemelerde özgürlük ve güvenlik arasındaki doğru dengenin tutturulması en ön planda oldu.

Türkiye geniş bir alana uzanan, sivil-askeri ilişkilerden azınlık haklarına kadar birçok konuda kapsamlı reformlar gerçekleştirdi. Özellikle on yıllar boyunca endişe kaynağı olan Kürt konusunun barışçıl bir şekilde çözülmesi için kararlı adımlar atıldı. AB’ye üyelik sürecinin bu transformasyonda teşvik edici bir rol oynadığı göz ardı edilemez.

Fakat bütün bu atılan adımlara ragmen Türkiye özellikle medya özgürlüğü konusunda sık sık ve adil olmayan bir şekilde eleştiriye uğruyor. Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) Türkiye’de 7 gazetecinin hapiste olduğunu söylüyor. Fakat ikisi aslında serbest. Geriye kalan 5 gazetecinin durumlarına teker teker bakıldığında bir tanesinin bile muhalif görüşler veya gazetecilik aktivitelerinden dolayı hapiste olmadığı görülecek.

Bu kişiler gazetecilik yerine silahlı cinayet, banka soygunculuğu ve polis karakollarının bombalanması gibi farklı suçlardan dolayı yargılanıyorlar. Hukukun üstünlüğünün kendisini gösterdiği bütün demokrasilerde olduğu gibi gazeteciler de dahil herhangi bir meslek grubunun üyeleri bu tür ciddi suçlara yönelik dokunulmazlığa sahip değildirler.

İfade ve basın özgürlüğü Türkiye’nin anayasası ve yasaları tarafından garanti altına alınmıştır. Geçtiğimiz 13 yıl boyunca Türkiye hükümeti özellikle yargı reformunun ardından ifade özgürlüğünün ana sağlayıcısı olmuştur.

Öte yandan günlük yaklaşık 5 milyon sirkülasyona ulaşan toplam 7,000 gazete ve derginin Türkiye’de yayımladığı da not edilmelidir. Ülkenin en çok okunan 5 gazetesinden 4’ü muhalefet lehindedir. Köşe yazarlarının yaklaşık üçte ikisi günlük bazda hükümet politikalarına karşı çıkarken, Türkiye’nin 18 televizyon kanalı yaklaşık 100 konuğun yer aldığı farklı tartışma programları yayımlamaktadır.

Türkiye’deki böylesine özgür ve hareketli bir günlük tartışma ortamının olduğu gözönüne alınırsa otoriterliğin arttığı iddiaları dayanaksızdır. Ülkenin AB üyeliği için demokrasiye bağlılık, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlıklara saygı ve korunması gibi Kopenhag kriterlerinin siyasi şartlarını yerine getirdiğine dair herhangi bir elle tutulur şüphe olamaz.

ABD’ye 11 Eylül 2001’de yapılan saldırılardan küresel kriz ve Arap Baharı’na geçtiğimiz birkaç yılın en önemli dönüm noktaları AB ve Türkiye arasındaki stratejik ilişkinin öneminin altını çizdi. Müslüman çoğunluklu ülkelerin oluşturduğu bir bölgede Türkiye samimi bir demokrasiyi koruyup devam ettirebilecek tek ülke olduğunu gösterdi. Bu konuda Türkiye örneği hafife alınmamalıdır.

Açıkça görülüyor ki istikrarı güven altına almak ve refahı artırmak için Türkiye, AB için önemli bir ülke. Fakat buna ragmen bazı AB üye ülkelerinin siyasi davranışlarından dolayı görüşmeler bir çıkmaza girmiş durumda.

Türkiye üyelik görüşmelerinde hangi konuda ve ne zaman olursa olsun iletişimi açmak için hazırdır. Fakat Yargı ve Temel Haklar’dan oluşan 23. Konu ve Adalet, Özgürlük ve Güvenlik’ten oluşan 24. Konu gibi AB çıkarlarının bile tehlikede olduğu bazı konularda herhangi bir ilerleme kaydedilemedi. Bu durum Türkiye’nin bu konular tarafından öngörülen kriterleri yerine getirmediğinden değil, bazı Avrupa ülkelerinin kendi siyasi nedenlerinden dolayı görüşmeleri tek taraflı olarak bloke etmelerinden ortaya çıkıyor.

Türkiye’nin Avrupalı arkadaşları için kabul sürecini hızlandırmak akıllıca bir adım olur. Ve Türkiye’nin muhtemel bir üyeliği günün sonunda hem AB’nin hem de bölgenin dinamiklerini daha iyiye doğru değiştirecektir.

------

*AB Bakanı ve Başmüzakareci

Yukarı

Business HT×