BIST 100 73.391 % 1,20
USD/TRY 3,5210 % 0,49
EUR/TRY 3,7573 % 0,53
Piyasalar
73.391
% 1,20
3,5210
% 0,49
3,7573
% 0,53
1,0664
% 0,03
10,93
0,10
1.177,43
% 0,49
54,46
% 0,96

Yeni Ortadoğu

Kaderi Batı güçleri tarafından belirlenen eski Ortadoğu’dan farklı olarak bu yeni Ortadoğu’da istikrarı sağlamak için bir dış güç bulunmuyor

JOSCHKA FİSCHER*– PROJECT SYNDİCATE 07 04 2015, 11:08

“Yeni” Ortadoğu günlük olarak kendisini herkesin izlenimine sunuyor. Kaderi Batı güçleri tarafından belirlenen eski Ortadoğu’dan farklı olarak bu yeni Ortadoğu’da istikrarı sağlamak için bir dış güç bulunmuyor. Ve bu dış gücün yokluğunda tehlikeli bir hortum oluşmaya başladı.

Açıkça görülüyor ki ABD artık eski rolünü oynamak istemiyor veya oynayamıyor. Her ne kadar ABD bölgedeki askeri varlığını tamamen çekmese de Irak olayları göz önüne alındığında direkt bir askeri müdahale artık pek avantajlı durmuyor. Bölgedeki stratejik dengeler radikal bir şekilde sorgulanmadıkça ABD askeri bir güç olmayacak (bunu daha iyi anlamak için ABD’nin Suriye’de IŞİD’i havadan bombalamısını hatırlayabilirsiniz). Bunun dışında ABD önemli bir stratejik tehdit olan İran’ın nükleer programını çözebilmek için diplomasi seviyesinde hareket ediyor.

Birçok devlet ve devlet dışı oyuncular ABD’nin bu temkinli davranışından doğan güç boşluğunu doldurmak için harekete geçerken bunda başka güçler tarafından desteklenen devlet dışı varlıklar öne çıktı, bunları destekleyen devletlerin içinde de iki tanesi: İran ve Suudi Arabistan. Bu ülkelerin bölgedeki etkinliklerini artırmak için yaptıkları girişimler Lübnan, Irak, Suriye ve şimdi de Yemen’de kendisini gösteriyor. Yemen’de gerçekleşen Husi ayaklanması bölgesel çatışmalarda önemli bir safhanın işaretçisi. Suudi Arabistan sınırlarına direkt bir bölgede meydana gelmesi bir yana, Suudilerin askeri gücü kullanması İran ile olan ayrılıklarını da iyice açığa çıkardı.

Ortadoğu’da her zaman olduğu gibi dini ve etnik faktörler bu rekabette önemli bir rol oynuyor. İslam’daki Şii-Sünni bölünmesi bölge jeopolitikasına da yansımış durumda.

Jeopolitik çıkarlar, dini mezhepçilik ve etnisite dolayısıyla Ortadoğu’da tehlikeli bir karışım yaratıyor. Ve tarih bu tür çatışmaların bir dış güç tarafından direkt bir askeri müdahale olmadan çözümlenemeyeceğini gösterdiği için bölgesel güçlerin bunu kendi aralarında halletmesi lazım ki bunu söylemesi yapmasından çok daha kolay. Bu senaryo öngörülemez şiddetin yaşandığı bir safhayı beraberinde getirerek hızla artış riskini de göz önüne aldığımızda küresel bir çatışmaya dönüşebilir; ve bugün Suriye’de olduğu gibi bir insanı vahşete yol açabilir.

Bu şiddetin Ortadoğu’dan öteye geçmesini engelleseniz bile bölgenin enerji kaynakları ve dolayısıyla dünya ekonomisine olan önemini ele aldığınızda mali tehlikeler yine kendisini gösteriyor. Dünya petrol fiyatları Körfez ülkeleri ve Arap yarımadasında yer alan ülkelerin üretimi üzerinden belirleniyor ve bu yakın bir zamanda değişecek gibi görünmüyor.

Uluslararası güvenlik açısından bakılırsa bölgesel dominantlık için yapılan bu kavganın uzun sürmesi küresel terörizm riskini de artıracaktır çünkü her iki taraf da attıkları adımları dini terimlerle haklı çıkarmaya çalışan aşırı grupları kullanıyor. Bunun daha da büyüğü olan bir tehlike ise bu çatışmadaki önemli oyuncular nükleer silahlar elde etmeye çalışıyor. Çok uzun süredir yaşadığı istikrarsızlıkla tanınan bir bölgede nükleer silah yarışması yaşanması küresel bir kabus olur.

Dolayısıyla Yemen’de direkt bir askeri çatışmanın yaşandığı bir dönemde Batılı güçlerin İran ile nükleer anlaşmaya varmaya çalışması bir tesadüf değil. 12 yıllık görüşmelerin sonucunda ortaya çıkan ön anlaşma İran’ın nükleer programını uluslararası denetime açıyor ve hem bölgesel hem de küresel istikrara yönelik riski kontrol altına alıyor. Bunun karşılığında İran üzerindeki yaptırımların kaldırılması planlanıyor.

ABD’nin bölgeye yönelik ajandası müttefikleri olan İsrail ve Suudi Arabistan tarafından sert bir şekilde eleştiriliyor. Fakat bu eleştiri gerçek olmayan hedeflere dayandırılmış durumda. Bu eleştirilere uymak yalnızca İran ile olan çatışmayı artırır ki İran nükleer programından hiç bir zaman tamamen vazgeçmeyecektir. Bölgede bir nükleer silah yarışını önleyecek tek seçenek gidebildiği kadar ileri giden bir uluslararası denetim mekanizmasıdır.

Yeni Ortadoğu’nun ne bir nükleer silah yarışmasına ne bir dini nefrete ne de askeri müdahaleye dayalı bir dış politikaya ihtiyacı var. İhtiyaç duyulan şey bunun ötesinde bir masaya oturabilmek ve meşru tarafların çıkarlarını koruyan toplu bir güvenlik sistemi oluşturulması. Diplomasi ve karşılıklı anlayışa doğru çalışma isteği olmadan Ortadoğu dünyanın toz bulutu olmaya devam edecek.  

----

*Almanya Eski Dışişleri Bakanı

Yukarı

Business HT×