BIST 100 75.929 % -0,13
USD/TRY 3,4593 % 0,48
EUR/TRY 3,6686 % 0,33
Piyasalar
75.929
% -0,13
3,4593
% 0,48
3,6687
% 0,33
1,0604
% -0,10
10,63
-0,03
1.166,38
% -0,38
53,89
% 0,00

Avrupa çıkış yolunu arıyor

Avrupa'da etnik azınlıkların ve gençlerin kendine güven ve sosyal entegrasyonları için çok kritik olan ekonomiye katılımları tüm zamanların en düşük seviyelerinde.

FT / EDMUND PHELPS * 04 03 2015, 23:47

Kıta Avrupası’nın büyük bir kısmının ekonomik görünümü zayıf. İnsanların servet birikiminde çok az değişiklik olduğu ve sosyal sermayenin bozulmamış bir şekilde durduğu doğru ancak kıtanın batı kesiminde ekonomi toplumu büyük ölçüde yüzüstü bırakıyor.

Etnik azınlıkların ve gençlerin kendine güven ve sosyal entegrasyonları için çok kritik olan ekonomiye katılımları tüm zamanların en düşük seviyelerinde. Ekonomiye katılabilenlerden ise çok azı başarılı olabiliyor. Bir yandan hemen hemen tüm ülkelerde ücret artış oranları 1995’ten beri istikrarlı biçimde yavaşlıyor.

Peki sorun nereden kaynaklanıyor?

Avrupa ekonomistleri Güney Avrupa’daki rekabet kaybına vurgu yapıyor.

Onlara göre üretim ve istihdam geçmişteki trendlere göre düştü, Çünkü ücretler üretimden çok daha hızlı artarak istihdam maliyetlerini arttırıp işverenlerin çalışan sayısını azaltmasına sebep oldu.Bu açıdan bakan bazı Alman ekonomistler etkilenen ülkelerde ücretlerin düşmesi gerektiğini savunuyorlar. Diğerleri ise fiyatları arttırmak ve şu anki ücret seviyelerini uygun hale getirmek için merkez bankaları tarafından varlık alımı gibi mali canlandırmalara ihtiyaç olduğunu söylüyor.

Bu durum İtalya, Yunanistan ve İspanya’da istihdam oranının geçtiğimiz 10 yıl içinde neden düştüğünü açıklıyor. Ancak bu açıklama beraberinde bir soru getiriyor. Avrupa özellikle 1970’lerde İtalya ve Almanya’da, 1980 ve 1990’larda ise Fransa’da olmak üzere, istihdam-nüfus oranında çok daha büyük düşüşler gördü. O dönemki düşüşler de mi ücret sapmalarından kaynaklanmıştı? Ve eğer öyleyse, neden ücretlerin düşüşüne tanık olmadık?

Klasik eğilimli ekonomistler istihdamdaki düşüşün ve dolayısıyla üretimdeki yavaşlamanın sebebini ağırlıklı olarak iş gücü arzındaki daralmaya bağlıyor. Daralmanın sebebini ise 1990’ların ortasından 2000’lerin ortasına kadar Avrupa’da sıkça görülen parasal bolluk algısıyla ilişkilendiriyor.

Yunanistan, İtalya ve daha az da olsa Fransa’daki düzensiz vergi indirimleri ve harcama çılgınlıkları hane halklarının kişisel servetlerinin maaş gelirlerine oranının daha fazla olduğunu düşünmelerine sebep oldu. Devlet yardımlarındaki artış da vatandaşların gelirlerine göre sosyal hak beklentilerini arttırdı. Düşük gelirli ülkelere aktarılan Avrupa Birliği yapısal fonları ise yangına körükle gitti. Serveti kabaran çalışanların daha iyi çalışmak için isteği azalmış ve şirketlerin üretim maliyetleri artmış oldu.

Toplam talebe odaklanan Keynes savunucuları ise hanehalkı servetindeki yükselişi, tüketici talebini arttırması dolayısıyla istihdam artışı olarak görüyor. Onlara göre, Avrupa’nın işsizliği azaltmak için daha çok parasal “bolluk algısına” ihtiyacı var.

Bazı kanıtlar klasiklerin tezini destekliyor.

Ancak tartışmanın iki tarafı da çok kritik bir etkeni gözden kaçırıyor. Avrupa’nın derin düşüşün – yani iş gücüne katılım, mesleki tatmin ve ücret büyümesinin – temel sebebi 1990’ların sonunda başlayan ve kıtanın büyük bir kısmıını etkisi altına alan üretimdeki tahrip edici düşüş. Üretimdeki azalma ücret oranlarının büyümesini engellerken istihdam üzerinde de baskı yaratıyor.

#pagebreak#

Bu yavaşlık ise inovasyondaki daralmanın sonucu. Savaş sonrası yıllarda bile Avrupa’da inovasyon geçmiş yıllardaki seviyelere göre çok zayıftı. 1960’larda tekrar gevşeyerek üretimde büyümeyi sağlayabilecek yeni fikirler konusunda kıtayı ağırlıklı olarak Amerika’ya bağımlı hale getirdi. Fakat Silikon Vadisi’ne sıkışmış olan Amerikan inovasyonu 1970’lerde sönerek pırıltısını kaybetti. Avrupa’nın da faydalandığı Amerikan fikir havuzunun küçük bir damla haline gelmesi 1990’ların sonunda üretimin yavaşlamasına sebep oldu. Bu dalga daha sonra Almanya’yı da etkisi altına aldı.

Finansal krizin ardından Avrupa’nın büyük bir kısmı hala 1990-sonrası zayıflamaya ek olarak ani bir düşüşün etkisi altında. Ani düşüş geçer ancak zayıflama kolay kolay atlatılacak gibi değil. En büyük yeteneği kan kaybeden kıtanın yaşamaya değer bir ekonomik hayat için savaşması gerekiyor.

* 2006 Nobel Ekonomi ödüllü yazar Colombia Üniversitesi Kapitalizm ve Toplum Merkezi direktörü olarak görev yapmakta



Yukarı

Business HT×