BIST 100 73.600 % 0,28
USD/TRY 3,5292 % 0,14
EUR/TRY 3,7973 % 0,09
Piyasalar
73.600
% 0,28
3,5303
% 0,17
3,7980
% 0,11
1,0757
% -0,07
11,00
0,07
1.172,10
% 0,15
54,52
% -0,76

2 Merkez Bankası, 4 fark

Fed ve TCMB'nin aynı hafta yaptığı 2 toplantı ve açıklama, iki merkez bankası arasında 4 farkı ortaya çıkardı

SELVA DEMİRALP * 04 03 2015, 19:29

24 Şubat gerek içeride gerekse dışarıda para politikası açısından kritik bir gündü. İçeride Merkez Bankası’nın yaptığı faiz indirimini dışarıda ABD Merkez Bankası Fed Başkanı Yellen’ın Senato’da yaptığı sunum izledi. Aynı gün içinde iki ayrı para politikası örneği izlemek aradaki farkları daha canlı bir şekilde gözler önüne serdi. Neydi bu farklar:

1) PARA POLİTİKASINDA İSTİKRAR VURGUSU

1990 sonrası dönemde Fed’in uyguladığı para politikasına baktığımızda politika faizinin “zik zak yapmadan” uzun süreçler dahilinde azaltılıp indirildiğine şahit oluyoruz.  Politika faizinin bu şekilde aynı yönde atılan küçük adımlarla değiştirilmesi bir taraftan merkez bankasına piyasanın nabzını yoklama şansı verirken bir yandan da uzun vadeli para politikası beklentilerini etkin bir şekilde yönetme imkanı sağlıyor. Bu da parasal aktarım mekanizmasının çok daha hızlı bir şekilde şlemesini sağlıyor. Yani Fed yarın faiz artırımlarına başlayacağım dediği zaman piyasalar bunun artık en az bir kaç yıl sürecek bir süreç olduğunu bildiklerinden uzun vadeli faizleri politika faizi yönünde fiyatlıyorlar.

24 ve 25 Şubat’taki sunumlarda Başkan Yellen’in para politikası istikrarı konusunda ne kadar hassas olduğunu bir kez daha gözlemledik. Fed faiz artırımı adımını atarken çok dikkatli davranacak. Çünkü sürece bir kere başlandığı zaman artık geri adım atılmayacağını, iki ay sonra faiz indirimine gitmeyeceklerini çok iyi biliyorlar. 

Türkiye örneğine döndüğümüzde daha farklı bir tablo ile karşılaşıyoruz.  Merkez malesef para politikası faizinin uzun vadeli süreçler dahilinde değiştirilmesi gerekliliği konusunda piyasaları yeterince eğitebilmiş değil.  İşte bu nedenledir ki son iki toplantı öncesinde de pek çok yorumcu “Merkez şimdi faiz indirsin çünkü yıl ortasında artırmak zorunda kalacak” şeklinde tuhaf bir mantık yürüttüler.  Burada şunun altını çizmek gerekiyor. Altı ay sonra politika faizlerinin artacağı biliniyorsa bugün faiz indirimi yapmanın uzun vadeli faizler üzerindeki etkisi son derece sınırlı olur.  Kaldı ki enflasyon görünümü açısından bu tür zik zaklar yapmak para politikası hedefleri ile tutarlı değildir.

Merkez’in gerek Ocak ayındaki gerekse Şubat ayındaki faiz indirimlerine baktığımızda kanımca en büyük eksiklik her iki karardan sonra da bu indirimlerin uzun vadeli bir sürecin başlangıcı olduğu ve faiz indirimlerinin devamının geleceğine dair güçlü sinyaller verilememesi oldu. Yani para politikasının istikrarlı bir şekilde mevcut duruşunu sürdüreceği söylenemedi.

2) VERİ BAĞIMLILIĞI

Merkez’in özellikle Şubat toplantısı sonrasında ileriye dönük “devam” sinyali verememesinin önemli bir nedeni sözkonusu indirim kararının makroekonomik veri ile yeterince desteklenmemesi idi. Faiz indirimine gidecek ve enflasyon hedeflemesi yapan bir merkez bankası ileriye dönük enflasyon görünümünün aşağı yönlü olduğundan emin olmak zorundadır. Şubat toplantısı öncesi verilere baktığımızda 12 ay sonrası enflasyon beklentilerinin yüzde 6.7 olduğunu, gösterge faizin bir önceki toplantıdan bu yana yaklaşık 80 baz puan arttığını, petrol fiyatlarında yukarı yönlü bir hareket başladığını ve hepsinden önemlisi TL’nin ciddi şekilde değer kaybettiğini gördük. Bütün bunlar ileriye dönük enflasyon görünümünü tehdit eden gelişmelerdi.  

Merkez eğer herşeye rağmen faiz indirimine gidecekse o zaman Ocak toplantısı sonrası bütün bu gelişmelerin beklentiler  dahilinde olduğunu ve buna rağmen enflasyon hedefine yaklaşacaklarına inandıkları için faiz indirimine gittiklerini açıklaması gerekirdi. Böyle bir açıklama gelmediği gibi bilakis PPK duyurusundan “enflasyonun 2015 ortalarında hedefe yaklaşacağı” ifadesi kaldırıldı.

ABD örneğine baktığımızda ise geçen hafta Yellen’in birkez daha faiz artırım sürecine başlama kararı vermeden önce veriyi dikkatle inceleyeceklerini ve gelen veri ışığında hareket edeceklerini vurguladığını gördük.  Fed’in kararını verilere bağımlı bir şekilde vermesi bir yandan sistemin ne kadar şeffaf işlediğini gözler önüne sererken bir yandan da para politikası adımlarının son derece anlaşılabilir olmasını sağlayarak iletişimdeki bulanıklıkları asgariye indiriyor. 

3) İLETİŞİMDE NETLİK

Gerek Başkan Yellen’in önceden hazırlanmış sunumunda gerekse soru-cevap bölümünde vermiş olduğu cevaplarda ağzından çıkan her bir kelimenin önceden düşünülerek hazırlanmış olduğuna şahit olduk. Yellen, ustaca seçilmiş cümlelerle Mart toplantısında politika metninden “sabırlı” ifadesinin çıkarılabileceği konusunda piyasaları hazırladı.  Ne bir kelime fazla ne de bir kelime eksik bilgi verildi. 

Fed’in para politikası adımlarındaki net duruşunu Merkez’in bulanık ifadeleri ile karşılaştırdığımızda aradaki farkı çok daha net görüyoruz. Merkez iletişim konusunda oldukça yok katetti, bunu unutmamak lazım. Ancak Fed vari bir iletişim düzeyine ulaşabilmek için daha çok mesafe kaydetmesi gerektiği de bir gerçek. İletişim konusunda yapılan hatalar Merkez’in kredibilitesine büyük zarar veriyor. Bunun en yakın örneğini Enflasyon Raporu toplantısında son on dakikada ortaya atılan ve kimse tarafından tam anlaşılamayan “ara toplantı” mesajında gördük.

4) PARA POLİTİKASI BAĞIMSIZLIĞI

Yukarıda sıraladığım farkların kökeninde neyin yattığını sorduğumda hepsinin önemli ölçüde merkez bankası bağımsızlığına bağlı olduğunu düşünüyorum. 24 Şubat’taki sunumda Yellen ABD medyasının hiç dikkatini çekmeyen ama bizim açımızdan oldukça önemli olduğunu düşündüğüm bir cümle sarfetti. Şöyle dedi Fed Başkanı:

“Yüksek enflasyon yaşayan ülkelerde bunun altında yatan sebeplere bakarsanız hepsinin arkasında baskı sonucu para basan bir merkez bankası bulursunuz”

Bu ifade bence herşeyi özetliyor. Merkez üzerinde son bir sene içerisinde dozu giderek artan siyasal baskılar para politikasının iktisat prensiplerine sadık kalarak yapılmasını engelliyor. Merkez ekonominin hazır olmadığı bir zamanda faiz indirimine zorlanınca doğal olarak attığı adımın devamının geleceğini söyleyemiyor yani para politikası istikrarından feragat ediyor. Attığı adımı makroekonomik veri ile açıklayamıyor, ve bir sonraki adımından kendisi de emin olamadığından iletişiminde net bir duruş sergileyemiyor.  

------

*Koç Üniversitesi'nde öğretim görevlisidir. 2000-2005 yılları arasında ABD Merkez Bankası'nda ekonomist olarak çalışmıştır. Avrupa Merkez Bankası'na ise danışmanlık vermiştir.

Yukarı

Business HT×