BIST 100 76.031 % 0,79
USD/TRY 3,3908 % 0,04
EUR/TRY 3,6529 % 0,19
Piyasalar
76.031
% 0,79
3,3909
% 0,04
3,6531
% 0,20
1,0769
% 0,15
10,66
-0,16
1.176,34
% 0,20
53,02
% 0,04

Tarımda marka olamıyoruz

Fındıktan kayısıya incirden kiraza kadar Türkiye bir çok tarımsal ürün üretiminde dünya lideri iken piyasayı başka ülkeler belirliyor. Türkiye'nin 1,5 trilyon dolarlık dünya tarım ihracatı içinden daha fazla pay alabilmesinin yolu katma değer yaratmak ve markalaşmadan geçiyor

İRFAN DONAT 27 04 2015, 15:38

Türkiye'de tarıma bakış açısının köklü bir değişimden geçmesi gerekiyor.

Artık dünya, tarım sektörünü her yönüyle stratejik bir alan olarak görüyor. Bunu sadece 'gıda güvenliği' çerçevesiyle sınırlamak eksik olur.

Gelişmiş ekonomiler başta olmak üzere bir çok ülke, tarımsal üretimde katma değer yaratarak uluslararası markalar yaratıyor. Yani kendisini sadece üretimle sınırlamıyor, bir adım ileri giderek bu alanda stratejiler geliştiriyor.

Bu açıdan bakınca Türkiye çok büyük potansiyele sahip olmasına karşın bir türlü bunu tam olarak fırsata çeviremiyor.

Türkiye'nin sadece tarımsal ihracat yapmasından öte 'markalı-katma değerli tarımsal ihracat' yapmasının önemi her geçen gün artıyor.

Burada da verimlilik, kalite, Ar-Ge, teknoloji, pazarlama stratejileri gibi 'rekabetçi' etkenler devreye giriyor.

Tarım sektöründe bir türlü tam olarak 'fason', 'dökme' üretimden, katma değerli, markalı üretim ve pazarlama aşamasına geçememek Türkiye’nin temel sorunu ya da kısır döngüsü olarak gösterilebilir.

Peki 2023 yılında tarımsal milli geliri 150 milyar dolar, tarımsal ihracatı da 40 milyar dolar seviyelerine ulaştırma hedefi koyan Türkiye'de bugünkü tablo ne?

Türkiye'de 2014 yılı itibariyle tarımsal hasıla 62 milyar $'lık bir seviyede iken tarımsal ihracat da 18 milyar $ civarında gerçekleşti. Tarımsal üretim hasılası bakımından Türkiye'nin dünya yedincisi, Avrupa birincisi olduğu her defasında ısrarla dile getiriliyor. Türkiye’de her 100 dolarlık ihracatın yaklaşık 8 doları tarım sektörü tarafından yapılıyor. Aslında mevcut rakamlar Türkiye'nin sahip olduğu doğal kaynaklar, zengin tohum çeşidi, iklimi ve genç nüfusa bakıldığında oldukça düşük.

DÜNYA TARIM İHRACATI 1,5 TRİLYON DOLAR

Türkiye'nin 1,5 trilyon dolarlık dünya tarım ihracatı içinden daha fazla pay alabilmesinin yolu Ar-Ge, inovasyon, katma değerli ürün yaratmak ve markalaşmadan geçiyor.

Türkiye'nin örtü altı üretim değeri 4.5 milyar dolar civarında ama potansiyel bu rakamın kat be kat üzerinde.

Bal üretiminde Çinden sonra ikinci en büyük üretici konumdayız.

Fındık, kiraz, incir, kayısı, haşhaş ve ayva üretiminde dünya lideri olan Türkiye, dünya fındık üretiminin yüzde 70'ini karşılıyor. Antep fıstığı, vişne, elma, ceviz, zeytin, mısır, çay gibi onlarca ürünün üretiminde dünyanın ilk 5 ülkesi arasındayız. Narenciyede dünyanın 9'uncu büyük üreticisiyiz.

Kozmetik, sağlık, gıda sektöründen önemli bir yere sahip olan defne üretiminde Türkiye lider.

Yine üzüm üretiminde dünya altıncısı, kuru üzümde ise ilk sıradayız. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.. 

TÜRKİYE’NİN TARIMDA REKABET GÜCÜ ZAYIF

Etlik piliç üretiminde dünyada 9'uncu sıradayız. Ama sınır komşumuz Rusya ve yakınımızdaki Suudi Arabistan, piliç etini bizden değil okyanusun diğer tarafındaki Brezilya'dan tedarik ediyor. Neden?

Çünkü rekabet gücümüz zayıf.

Zeytin üretiminde dünya dördüncü olmamıza rağmen İtalya gibi ülkeler bizden aldıkları dökme zeytinyağlarına yıllarca kendi markalarını basarak dünyaya pazarladı. 

Doç. Dr. Okan Gaytancıoğlu, tarımda 'markalaşamama' sorunu için şu yorumda bulunuyor: “Bunun nedenleri arasında üreticinin eğitimi, tarımsal üretime yönelik destekleme mekanizması, devletin tarım sektörüne bakışına yönelik sorunlar var. Bunlar tarımda markalaşmanın önündeki sorunlar arasında.”

Doç. Dr. Gaytancıoğlu, bu konu ile ilgili olarak en somut örneği fındık üzerinden veriyor.

Dünya fındık üretiminin yaklaşık yüzde 70-75'inin Türkiye'de gerçekleştiğini ifade eden Doç. Dr. Gaytancıoğlu, fındık borsasının, fiyatının Frankfurt'ta belirlendiğini hatırlatıyor. Bunun belki de ana nedenlerinden birisi tıpkı diğer ürünlerdeki gibi fındığa dair bir stratejimiz olmayışından...

TARIM ARTIK SADECE GEÇİM KAPISI DEĞİL”

Doç. Dr. Gaytancıoğlu, “Üretimin dörtte üçü bizde ama piyasayı yurtdışında başkaları belirliyor. Bu kadar bir üretim gücüne sahip bir ülke isek hem üretimi planlamalı, hem de piyasayı belirleyebilmemiz lazım. Geleceği biz planlarsak ona göre markaları da biz oluşturabiliriz. Fındığı biz satıyoruz ama onu paketleyen başkaları, bize çikolata olarak geri satıyor. Eğer dünyada fındık fiyatları artarsa ürününü hemen bademli ya da sütlü çikolataya kaydırabiliyor. Markalaşmanın bu yönde bir avantajı var” diyor.

Tarım artık sadece bir geçim kapısı değil. Sanayi ile önemli bir gelir kaynağı ve stratejik bir sektör haline geliyor. Türkiye’nin piyasalarda kendini daha rahat tanıtabilmek için elindeki tarım imkanlarını ve sanayi deneyimini birleştirip gıda alanında dünya markaları çıkarmasının zamanı çoktan geldi de geçiyor bile.

TARIMDA DİKEY BÜYÜME DÖNEMİ

Artık Türkiye'nin tarımsal üretimde sadece yatay büyüme şansı pek kalmadı. Biz de dikey büyümeye yani bilgiye, teknoloji üretmeye ve Ar-Ge'ye daha fazla odaklanmak zorundayız.

Tüm bunların gerçekleşmesi durumunda Türkiye, tarımsal ürün ithal eden Ortadoğu, Kuzey Afrika, Avrupa Birliği ve Kafkasya gibi bölgelere yakınlığından dolayı önemli bir avantaja sahip. Yaklaşık 1,5 milyar insanın yaşadığı bir coğrafyanın tam ortasında, bu bölgenin gıda tedarikçisi olacak konumda.

Burada bakış açısında da değişiklik ihtiyacı söz konusu. Zira 'önce üretim sonra pazar' anlayışından, ‘önce pazar sonra üretim' anlayışına geçmek gerekiyor.

Türk tarımı desteklenmeye devam edilirse, rekabeti bozucu unsurlar da bertaraf edilir ve yapısal sorunlar çözülürse yukarıda bahsedilen hedefleri yakalamak hiç de zor değil.

Tarımda artık orta ve uzun vadeli politikalara ihtiyaç var. Tarıma yatırım ve destekler yıllık bazda değil uzun vadeli planlamalarla yapılmalı.

Ama sonuç olarak ekilebilir tarım alanları her geçen gün azalıyor. Kırsaldan kente göç artarak sürerken, toprağını koruyup kırsalda kalmak için mücadele eden üretici de yüksek girdi maliyetleri altında ezilmeye devam ediyor. Böyle bir ortamda da tarımda verimlilik, markalaşma, katma değer ve Ar-Ge'yi konuşmaya maalesef sıra gelmiyor.

Tarımda yukarıda bahsettiğimiz değişimi başaran ülkeler yok mu? Tabii ki var. Ona da bir sonraki yazıda değineceğiz.

#pagebreak#

Yukarı

Business HT×