BIST 100 75.929 % -0,13
USD/TRY 3,4497 % 1,77
EUR/TRY 3,6614 % 0,43
Piyasalar
75.929
% -0,13
3,4491
% 1,76
3,6612
% 0,42
1,0609
% -1,34
10,63
-0,03
1.171,41
% -0,22
53,77
% 1,45

Analiz: Dünyanın su stresi artıyor

İkamesi mümkün olmayan dünyanın en stratejik kaynaklarının başında gelen su, küresel nüfus artışı, hızlı kentleşme, artan gıda talebi ve yoğun sanayileşmenin baskısı altında

İRFAN DONAT 18 03 2015, 10:03

Türkiye'nin geçen yıl gündeminden düşmeyen bir konuydu kuraklık... Barajlardaki su seviyelerinin yüzde 15-20'lerin altına indiği, rekoltelerin düştüğü bir ortamda su ile yatıp su ile kalktık. Ancak bu yılki yağışlar ortalamaların üzerinde gerçekleşince konu geçici bir süre de olsa rafa kaldırıldı.

Belki bizim gündemimizden düştü ama dünya yakın gelecekte yaşaması olası su stresi tehdidini bertaraf edebilmiş değil.

Su, ikamesi mümkün olmayan dünyanın en stratejik kaynaklarının başında geliyor.

Ama bu değerli kaynak, küresel nüfus artışı, hızlı kentleşme, artan gıda talebi ve yoğun sanayileşme sonucu yaşanan enerji sıkıntısı ile baskı altında. Doğaya verilen tahribat ve yaşanan iklim değişikliği ise su kaynakları üzerinde oluşan baskının tuzu biberi niteliğinde.

Peki bu yoğun baskı ve değişimin faturası ilk kime çıkacak?

Mevcut tabloda küresel nüfusun %80’i su güvenliği konusunda yüksek riskle karşı karşıya. Bunu biz değil uluslararası araştırma raporları dile getiriyor. İşin daha da vahim tarafı, daha büyük riske maruz kalan birçok düşük gelirli ülke uygun yatırım, altyapı ve kurumlarla bu riskleri bertaraf etme olanağından hemen hemen yoksun durumda.

Bu konuda en somut uyarıyı Dünya Su Konseyi Başkanı Benedito Braga yapıyor.

Yüzyıl sonuna gelinmeden dünya nüfusunun yarısının su kıtlığı çeken ülkelerde yaşayacağına dikkat çeken Braga, su sıkıntısının ileride çatışmaları artırma riskine vurgu yapıyor.

SU GÜVENLİĞİNİN 3 TEMEL BOYUTU VAR

Aslında günün moda kavramları olan “enerji güvenliği”, “gıda güvenliği” gibi başlıkların temelinde su var. Suyunuz yoksa hiçbir güvenlik kavramının altını dolduramazsınız.

Braga'ya göre su güvenliğinin kendi içinde 3 temel boyutu var: İnsan güvenliği, ekonomik-sosyal güvenlik ve çevre güvenliği.

Yine su güvenliği açısından küresel arz ve talebin iyi dengelenmesi gerekiyor.

Biz konunun farklı başlıkları arasında daha çok gıda tarafına odaklanacağız. Çünkü su, gıda güvenliği ile de yakından ilgili. Sürdürülebilir gıda üretimi için su iyi yönetilmek zorunda. İletim hatlarındaki su kaybı, etkin olmayan su kullanımı ve israfın da etkisi ile dünya genelindeki yıllık kayıp kaçak su miktarının 50 milyar metreküp olduğu tahmin ediliyor. Gelişmiş ülkelerdeki kayıp-kaçak oranı % 10-15 düzeyindeyken, bu oran gelişmekte olan ülkelerde %50'nin üzerinde.

Birleşmiş Milletler verilerine göre gelişmekte olan ülkelerdeki yıllık su kayıp-kaçaklarının önlenmesi halinde yaklaşık 200 milyon kişi suya erişim sağlayabilir. Kayıp ve kaçaklar, yalnızca sınırlı su kaynaklarının kaybı değil, aynı zamanda atık su arıtımında ihtiyaç duyulan önemli miktardaki enerjinin de kaybı anlamına geliyor.

DÜNYADA ADİL DAĞILIM, EŞİT TÜKETİM SORUNU VAR

Peki gıda tarafında durum farklı mı? Günümüzde gıda sektöründe % 30-40'lara varan bir israf söz konusu. Bu yüzden su ile birlikte gıda üretim ve tüketiminin yönetimi de zorunlu. Aslına bakarsanız dünyada gıda arzında büyük bir sorun yok, söz konusu arzın adil dağılım ve eşit tüketimine yönelik sıkıntılar var. İşin özü, beslenme ve tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesi bile su kaynakları üzerindeki baskının ve farklı kullanımlar arasındaki çatışmaların azaltılmasına yönelik bir önlem olarak ortaya çıkıyor.

Ortada herkesin şahit olduğu bir gerçek var. İnsanlığın geleceği, kentsel yaşamla şekilleniyor. Kırsal bölgeler terkediliyor; dünya nüfusunun yarısından fazlası kentlerde yaşıyor. Hızlı kentleşme, 2050 yılında dünya nüfusunun %70’inin şehirlerde yaşayacağı öngörüsü çerçevesinde en temel sorun olarak vurgulanıyor. Kentlerde daha akılcı su politikalarını gerektiren bu eğilim, kırsal alanlardaki ve kentlerdeki su ihtiyacına yönelik rekabetin dikkate alınmasını zorunlu kılan önemli bir sorun.

YETERSİZ ALTYAPI VE KÖTÜ YÖNETİM MESELESİ

Bilim insanları bir su krizinin nadiren suyun fiziksel kıtlığından kaynaklanıyor olabileceğine dikkat çekiyor. Sorunun genellikle yetersiz altyapı ve kötü yönetim meselesi olduğu vurgulanıyor. Geleceğin su gündeminde birçok belirsizlik ile beraber kalite, erişim, kıtlık ve afet risklerinin yer alacağı vurgulanıyor.

İşte tam da bu noktada su politikalarına yönelik eksiklik ve karmaşa akıllara geliyor. Yasaların dağınıklığı ve bölünmüşlüğü konusu sadece Türkiye'nin değil diğer ülkelerin de su, gıda ve enerji politikalarında tartışma yaratıyor.

Su yasasının mülkiyet, enerji ve tarım gibi diğer yasalarla son derece bağlantılı olmasına rağmen, bu yasalar arasında kopukluklar olduğu herkes tarafından kabul ediliyor.

O yüzden sürdürülebilir su güvenliği için birbiri ile çelişmeyen, bütüncül politika ve yasaların önemi daha net ortaya çıkıyor.

Yazının başında su kaynakları üzerindeki baskılar arasında iklimsel değişiklikleri de saymıştık. İklim değişikliği hidrolojik döngüyü etkileyecek nitelikte. Bilim insanları bazı coğrafyalarda ekstrem hidrolojik olayların olumsuz etkileri ile mücadele etmek zorunda kalınacağını üzerine basa basa anlatıyor.

TÜRKİYE 2050'DE SU SIKINTISI ÇEKEBİLİR

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli 5. Değerlendirme Raporu’nda Akdeniz Havzası’ndaki yağışların azalmasına bağlı olarak havzanın giderek kırılganlaştığı vurgulanıyor. Küresel iklim projeksiyonları ve senaryolarına göre Türkiye, 2050’den itibaren su sıkıntısı çeken ülkeler kategorisinde yer alacak.

Ulusal su güvenliğinin önemli bir boyutu olan ekonomik su güvenliği; gıda üretimi, sanayi ve enerji sektörlerinde suyun verimli kullanılmasına bağlı gözüküyor.

Konu uzun ve önemli... Ama özetin özeti şu: Suyun değerini hâlâ ona sahipken bilmekte fayda var.

22 Mart 'Dünya Su Günü' kutlu olsun...

Yukarı

Business HT×