BIST 100 76.031 % 0,79
USD/TRY 3,3895 % -0,00
EUR/TRY 3,6510 % 0,14
Piyasalar
76.031
% 0,79
3,3895
% -0,00
3,6510
% 0,14
1,0766
% 0,12
10,66
-0,16
1.175,06
% 0,09
53,00
% -1,72

Analiz: Türkiye topraklarını kaybediyor

Türkiye’nin verimli topraklarında yaşanan kayıplar endişe verici boyutlarda. İmara açılan tarım arazileri, yok olan meralar, erozyon ve çölleşme riski gıda güvenliği kaygılarını yeniden hatırlatıyor

İRFAN DONAT 20 02 2015, 11:33

Türkiye’de tarım hızlı bir değişimden geçiyor. 

Tarımsal ürünlere talep artarken, ekilebilen tarım arazileri her geçen gün azalıyor.

Yaşanan fiyat istikrarsızlığı sonucu tarımla uğraşan küçük üreticiler de para kazanamadığı gerekçesiyle toprağını terk ediyor.

Bu durum tarım sektörü açısından tehlikeli bir trend. 

Gıda güvenliğini konuştuğumuz böyle bir dönemde toprağın önemi ve değeri her geçen gün artıyor.

Gelin konuya daha somut olarak rakamlar üzerinden bakalım.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre Türkiye’de tarım alanları hızla yok oluyor.

2002’de 26.6 milyon hektar büyüklüğündeki tarım alanları 2013 yılına gelindiğinde 23.8 milyon hektara geriledi. 

TARIM ARAZİLERİ İMARA AÇILIYOR

Son 12 yılda 2.8 milyon hektar tarım alanına ne oldu dersiniz? 

Tarım alanlarımızın neredeyse yüzde 10’lık kısmı nasıl kayboldu?

Hemen söyleyelim. Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamı dışına çıkarılan tarım arazileri imara açılarak kullanılamaz hale getiriliyor. 

Amaç dışı kullanımın en yaygın görüldüğü alanlar sanayi, inşaat, turizm, madencilik ve ulaştırma amaçlı kamu yatırımları olarak dikkat çekiyor.

Azalan tarım alanlarına karşın ürünlerde dönüm başına artan verim, şu an için yaşanan toprak kayıplarını perdeler nitelikte. Ancak kaynaklar sonsuz değil ve üretimdeki artış potansiyeli de sınırsız değil.

Tarım arazilerinin amaç dışı kullanımının önlenmesi tarımsal üretimin geleceği açısından son derece kritik önemde.

TARIM ARAZİLERİNDE YAPILAŞMA BASKISI ARTIYOR

Büyükşehir yasası ile birlikte köy ve beldelerin mahallelere dönüştürülme süreci de artan nüfusa paralel olarak tarım arazilerindeki yapılaşma baskısını artırıyor. 

Aslında bu negatif trend Türkiye ile sınırlı değil.

“Dünyayı nasıl tükettik?” adlı kitabın yazarı Lester Brown, küresel düzeydeki tarımsal momentum kaybına katkıda bulunan uzun süreli birkaç çevresel eğilime dikkat çekerek, “Bunlar arasında tarım alanı verimliliğinde toprak erozyonunun kümülatif etkileri, tarım arazilerininçölleşmeyle yitirilmesi ve tarım alanlarının tarım dışı kullanıma giderek daha fazla dönüştürülmesi sayılabilir “diyor.

Tarım alanları her geçen gün daralırken, bu toprakları işleyenlerin durumu da çok farklı değil. 

KÖYLÜ TOPRAĞINI TERKEDİYOR 

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın Çiftçi Kayıt Sistemi verilerine göre 2002 yılında Türkiye'de geçimini çiftçilikle kazanan yaklaşık 2.6 milyon çiftçi varken, bu rakam 2013 yılı itibariyle 2.2 milyona geriledi. 

Veriler her geçen gün yok olan tarım arazileriyle birlikte o topraklarla uğraşan çiftçi ailelerinin de kırsaldan kente göç etmeye devam ettiğini gösteriyor. 


Bunda, izlenen yanlış politikaların payı oldukça fazla. 

2015, ULUSLARARASI TOPRAK YILI İLAN EDİLDİ

Birleşmiş Milletler 2015’i ‘Uluslararası Toprak Yılı’ ilan etti. 

2015, toprağın gıda, güvenlik ve temel ekosistem fonksiyonları açısından öneminin farkına varılması ve bunun dünya çapında anlaşılması ve farkındalık yaratılması açısından önemli bir yıl. 

Toprağın, gıda güvenliği konusundaki hayati öneminin yanısıra iklim değişikliklerinde adaptasyonu ve olumsuz etkilerinin hafifletilmesi açısından da rolü büyük. 

Hatırlanacağı üzere Birleşmiş Milletler 2012’yi ‘Uluslararası Kooperatifçilik Yılı’, 2013’ü ‘SuDayanışması Yılı’ ve 2014’ü de ‘Uluslararası Aile Çiftçilği Yılı’ ilan etmişti.

Aslında 2015 için belirlenen ‘Uluslararası Toprak Yılı’nı da birlikte düşündüğümüzde son 4 yılda verilen mesajlar küresel gıda güvenliği açısından ders niteliğinde.

4 yılın tek cümlede özeti şu: Toprak ve suyun korunduğu, kooperatifleşme ile güçlenecek olan aile çiftçiliği yaklaşımı, sürdürülebilir ve verimli bir tarımsal üretim ile gıda güvenliğinin temel anahtarı. 

Artık toprağa bir arsa parçası, rant ya da endüstri materyali olarak bakmaktan vazgeçilmeli. 

TOPRAK VE SU, İNSANLIĞIN VAROLUŞ GÜVENCESİ

Sahip olduğumuz topraklar ve tarım arazilerinin korunması gıda güvenliğimizin teminatı niteliğinde. İlave imar planları ile tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması gelecek nesillerin gıda güvenliğinin tehlikeye girmesi hatta bu alandaki bağımsızlığımızın yitirilmesi anlamına geliyor. 

Özetin özetini Lester Brown’dan bir alıntı ile yapalım: “Gıda güvenliğinin geleceği dört anahtar tarım kaynağının istikrarına dayanıyor. Tarım alanı, su, mera ve dünyanın iklim sistemi. Tarım alanlarını istikrarlı hale getirmek, onu hem toprak erozyonundan, hem de tarım dışı kullanıma dönüştürülmesinden korumak demek.”

Artık toprağın insanın varoluşunun en büyük güvencesi ve yaşam kaynağı olduğunun farkına varmalıyız.

Yukarı

Business HT×