BIST 100 95.852 % 0,84
USD/TRY 4,6771 % -0,91
EUR/TRY 5,4534 % -0,52
Piyasalar
95.852
% 0,84
4,6771
% -0,91
5,4534
% -0,52
1,1651
% 0,41
19,18
-0,21
1.270,56
% 0,27
75,55
% 3,42
En son haberlerden haberin olsun istemez misin?

Çin’deki anayasal değişiklik “liberalleşmenin” sonu mu?

Çin Halk Kongresi'nde Şi Jinping'i süresiz tek adam olarak belirleyen düzenlemeler ülkede yeni bir paradigmaya işaret ediyor.

Çin’deki anayasal değişiklik “liberalleşmenin” sonu mu?
SERVET YEŞİLYURT 14 03 2018, 08:35

Çin Halk Kongresi’nin anayasa değişikliğine giderek yaptığı tarihi düzenlemeyle mevcut başkan Şi Cinping’in iki dönemi tamamladıktan sonra başkanlık görevini sürdürmesinin önündeki engeli kaldırmasıyla ülkede tarihi bir dönemeç alındı. 

Bir zamanlar Deng Şiaoping’den sonraki en büyük reformcu olacağı sanılan Şi Cinping, artık Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu Mao’dan beri “en güçlü” lider olarak anılmaya başlandı.

Son anayasal düzenlemeyle Çin’in demokratikleşeceğine dair umutların hızla söndüğüne inanan Batılı akademisyenler ve politika analistlerinin sayısı artıyor.

Associated Press’e yansıyan görüşlere göre, Amerikalı akademisyen Orville Schell, artık Çin’in daha demokratik ve açık hale geldiği iddiasına inanılamaz diyor: “Geçmişte her iki taraf Çin’in daha demokratik olmaya çalıştığını varsayıyordu. Şi’nin yaptığı şey ise açıkça artık böyle bir iddianın olmadığıdır.” Schell, New York’taki Asia Society bünyesindeki ABD- Çin İlişkileri Merkezi’nin direktörlüğünü yapıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Doğu Asya’dan sorumlu eski bakan yardımcılarından Kurt M. Campell ile eski ulusal güvenlik danışman yardımcılarından Ely Ratner, Foreign Affairs dergisinde şubat ayında yayımladıkları makalede Çin’de en ufak bir politik liberalleşme umudunun geçen 10 yılda kırıldığını savundu. İkiliye göre Çin artık, ABD’nin modern tarihteki en zorlu rakibi konumunda bulunuyor: “Bu meydan okumayı doğru anlamak için ABD’nin Çin’e olan yaklaşımını uzun zamandan beri karakterize eden ümitvar düşünüşü ortadan kaldırmak gerekli.” 

 

Mao’yu şahsen tanımış Amerikalılardan biri olan Sidney Rittenberg ise farklı düşünüyor. Çin’de İngilizce öğretmenliği ve çevirmenlik yapan ve daha sonra casuslukla suçlanarak çoğu tek kişilik hücrede 16 yıllık bir hapis dönemi yaşayan Rittenberg’e göre Çin ekonomisinin dünyaya açık olmasına mecbur olduğu, Pekin’in yükselen küresel statüsü ve ortalama Çinli vatandaşlarda artan bilinç düzeyi nedeniyle hiçbir zaman o eski izolasyon ve şiddetli iktidar mücadelelerinin yaşandığı döneme geri dönülmeyecek. “Yalnızca anayasayı değiştirerek zamanı geri almak o kadar kolay değil.”

Bununla birlikte, Washington ve diğer merkezlerdeki politik ve bürokratik tıkanıklıklara işaret eden Pekin yönetimi uzun zamandır Batı tarzı demokrasinin Çin’e uygun olmadığını, Marksist-Leninist yönetimin üstün olduğunu savunuyor.

Associated Press’in haberine göre, Komünist Parti’nin gazetesinde çıkan bir başyazıda “Batılı değer sisteminin bazı kilit bölümleri çöküyor. Batılı toplumlarca yüzyıllardır araştırılan ve tecrübe edilen demokrasi ülser oldu” deniyor.

New York Times gazetesi de, Şi Cinping’in son beş yılda, Batılı liberal ideallere alenen düşman, ABD ve diğer Batılı güçlerin niyetlerinden şüphe duyan bir doktrini yerleştirdiğini belirtiyor. Şi, Komünist Parti’yi hem Mao’nun devrimci ideallerinin koruyucusu olarak görüyor hem de ulusal gururu Çin’in kadim geleneklerinde görüyor.

Hem ünlü sanatçı ve politik aktivist Ai Weiwei’nin “kaderci Çin toplumunda hiçbir şey değişmez” iddiasının hem de yukarıda anılan düşüncelerinin doğru olup olmadığını düşünürken, Şi Cinping’e gelene kadar, tek parti hakimiyeti altındaki Çin’de devlet yönetimi ve politikasındaki değişime kısaca bir göz atmakta fayda var.

İKİ BÜYÜK LİDER: BAŞKAN MAO ZEDUNG VE DENG ŞİAOPİNG

Çin Halk Cumhuriyeti, Mao Zedung liderliğinde 1949’da kuruldu. Mao dönemi, 1976’daki ölümüyle son buldu. 1958-1962 yılları arasında ülkeyi tarımsal ekonomiden sosyalist topluma dönüştürmek için “Büyük İleri Atılım” politikası, 1966-1976 yılları arasında toplumu kapitalist ve geleneksel değerlerden arındırmak için “Kültür Devrimi” politikası uygulandı. Birçok Çin uzmanı ve siyasi analiste göre bütün bu politikalar felaketle sonuçlandı. Deng Şiapoing ve benzerlerinin reformist politikalarının kapitalizmle sonuçlanacağı kaygısı bu politikaların sebepleri arasında yer alıyordu. 

 

Mao’dan sonra ikinci büyük lider olarak anılan Deng Şiapoing, Kültür Devrimi sırasında gözden düşerek bütün görevlerinden oldu. Ancak Mao’nun ölümünden ve Dörtlü Çete’nin ezilmesinden sonra yavaş yavaş ülkenin de facto lideri (1978-1989) konumuna yükseldi, hiçbir zaman devlet başkanlığı ya da parti genel sekreterliği görevinde bulunmadı. Mao da 1959’de devlet başkanlığından ayrılmış, parti başkanlığını sürdürmüştü. Yani Çin’de (büyük harflerle) “liderlik” ve devlet/parti başkanlığı statüleri aynı şey demek değildi. Deng’in ölümüyle ile birlikte, görev süresi belirsiz bu özel “liderlik” kurumu son buldu. Kimi yorumculara göre son anayasal değişiklik ile Şi Cinping tam da bu konuma yükseltiliyor.

DENG'İN 'REFORMİST' POLİTİKASI VE SONRASI

1979 yılında Deng Şiaoping liderliğinde başlayan piyasa dostu reformlarla Çin’in dışa açılma siyaseti Batı’da birçoklarına gelecekte demokratik bir Çin’in oluşması umudunu aşılamıştı. Deng liderliğinde küçük ölçekli işletmelere izin verilmeye ve toplumsal kontrol gevşetilmeye başlanmıştı. “Tek ülke, iki sistem” formülasyonu bu dönemde ortaya atıldı. Buna göre Hong Kong ve Macau gibi bölgeler kendi ekonomik ve yönetimsel sistemlerini koruyabilecek, ama Çin’in geri kalanında Çinli niteliklerin damga vurduğu (Çin’e özgü) sosyalist sistem devam ettirilecekti. Ancak Çin’in yeniden egemenliği altına girdiği 1997 yılından beri Hong Kong’un özel statüsü giderek büyüyen bir tehdit altında.

Çin’de (hâlâ yürürlükte olan) 1982 anayasasıyla, Çin devlet sisteminin tepesinde “güçlü tek adamlık” kurumunun oluşması önlenmeye çalışıldı. Çin’de devlet başkanlığı makamı 1975’te ilga edildikten sonra 1982’de yeniden kuruldu. İki dönem sınırlaması bu anayasayla getirildi. Çin Komünist Partisi Başkanlığı makamının yerine yetkileri kısılmış Genel Sekreterlik kurumu ihdas edildi.

Yeni dönemde Çin’de devlet başkanın törensel görevleri vardır. Çin’de asıl güç Komünist Partisi Genel Sekreteri ve başbakanlıktadır ve bu üç makam farklı kişilerce işgal edilebilirdi. En tepedeki devlet görevlerinin farklı ellere teslim edilmesindeki amaç Mao’da olduğu gibi lider kültünün oluşmasını önlemek ve Mao’da olduğu gibi hiç kimsenin partinin üstünde bir konuma ulaşmamasını sağlamaktı.

Ancak Pekin’deki Tiananmen Meydanı merkezli 1989’da öğrenci protestolarının şiddetle bastırılması emrini vermesi Deng için bir kara leke oldu. Tek adamlığın doğurduğu bir olumsuz sonuç… Yine de protestoların bastırılmasının ardından Komünist Parti’nin seyahat üzerindeki kısıtlamaları azaltması ve ekonominin canlanmaya başlaması, iyimserleri Çin’de bundan sonra politik liberalleşmenin başlayacağı düşünmeye sevk etti.

2008 yılında ise Çin’de liderliğin, ülkenin dışarıya ne kadar ne kadar açık olması gerektiği konusunda düşüncelerini yeniden biçimlendiren bir olay meydana geldi: küresel finans krizi. Halbuki aynı yıl Pekin Yaz Olimpiyatları, modern ve kendine güveni artmış bir Çin’i dünyaya tanıtmak, dış dünyaya açılma düşüncesini güçlendirmek için önemli bir fırsat olmuştu.

CIANG ZEMIN İLE YENİ BİR DÖNEM

Her ne kadar 1990’larla birlikte yöneticilerin makamlarından ayrılmalarını politik çekişmeye yol açmadan sağlayan bir sistem yürürlüğe konsa da aslında 1993’te Deng’in halefi Ciang Zemin ile artık yeni bir politik tablo oluştu. Ciang hem devletin hem de partinin tartışılmaz lideri oldu. Merkezi Askeri Komisyon’un da başındaydı. Ciang’dan sonra, yeni sistemle amaçlandığı gibi bir sorun yaşanmadan Hu Cintao dönemine geçildi. Hu’dan sonra da Şi Cinping aynı düzenle başkanlık ve parti genel sekreterliği görevlerine geldi. 

 

Deng Şiapoing, “çekirdek liderlik” kavramını ortaya atarak halefi Ciang Zemin’i Komünist Parti liderlerinin üçüncü kuşağının çekirdek lideri olarak tanımladı ve bütün partinin onun etrafında kenetlenmesini istedi; Ciang’dan önceki çekirdek liderlerse Mao ve kendisiydi. Bu unvan Ciang’ın halefi Hu Cintao’ya verilmedi. Ancak Çin Komünist Partisi, zaten selefleri Ciang ve Hu gibi devlet, parti ve ordunun başı konumunda olan Şi Cinping’e Ekim 2016’da bir de “çekirdek lider” unvanını verdi.

Deng’in siyasal düşüncelerini içeren “Deng Şiaoping Teorisi”, öldüğü yıl 1997’de parti ve 1999’da devlet anayasasına girdi. Halen hayatta olan, Deng’in halefi Ciang Zemin’in “Üç Temsil Teorisi”, parti genel sekreterliğinden ayrıldığı 2002’de parti anayasasına, 2004 yılında devlet anayasasına yazıldı. Ciang’ın halefi Hu Cintao’nun Uyumlu Sosyalist Toplum yolunda “Bilimsel Kalkınma Perspektifi” parti anayasasına 2007’de, devlet anayasasına 2008’de yazıldı. Böylece 2002-2012 arasında devlet başkanlığını yürüten Hu, siyasal düşünceleri parti ve devlet anayasalarına görev başındayken giren ve uygulanan lider olarak hem Deng hem de Jiang’dan farklı bir konuma ulaştı.

MAO'DAN BERİ EN GÜÇLÜ LİDER

Şi’nin siyasi görüşlerini kapsayan “Şi Cinping Düşüncesi” 2017’de parti anayasasına yazıldı. Reuters’ın Çin devlet haber ajansı Şinhua’ya dayandırdığı bir haberine göre Komünist Parti, “Şi Cinping Düşüncesi”nin 2018’de devlet anayasasına yazılmasını önerdi. Bunun mart ayında gerçekleşebileceği belirtiliyor. Aslında Çin’de parti anayasası, devlet anayasasından daha önemli görülüyor.

Başkan Mao’nun, 1945’te parti anayasasına giren politik düşünceleri “Mao Zedung Düşüncesi” şeklinde anılıyor. Şi’nin siyasal düşünceleri için de benzer bir başlık layık görülmüş olması anlamlı bulunuyor.

Şi Cinping ile birlikte gelen “büyük” yenilik ise artık devlet başkanlığında iki dönem sınırının kalkmış olması. Bu düzenleme, Deng’in reformlarından en büyük sapma olarak görülüyor. Parti genel sekreterliği gibi diğer görevlerle birlikte devlet başkanlığını da sürdürebilirse, Şi de Mao gibi “büyük lider” konumunda ömür boyu kalabilir. Ancak Çin’de devlet başkanlığının yalnızca törensel bir önemi bulunuyor.

Şi’nin isminin Mao ve Deng ile birlikte anılmasına yol açan asıl başka bir husus var. Parti anayasasında liderin ismiyle sıralanan doktrinler arasına, Mao ve Deng’in yanı sıra Şi Cinping de girmiş olması. Böylece Şi, selefleri Hu Cintao ve Ciang Zemin’in üzerinde bir seviyeye yükseltilmiş oldu. Bu iki liderin de doktrinleri anayasalara yazıldı, ama isimleri zikredilmedi.

Şi’yi Deng’in de üzerine çıkaran husus ise bunu Mao gibi hâlâ görev başındayken yaşaması; Deng’in ismi ölümünden sonra parti anayasasına girdi. Bu nedenle birçok gözlemci Şi’nin bir bakıma Mao ile aynı mertebeye yükseltilmiş olduğunu düşünüyor.
Şi’ye “Mao’dan beri en güçlü lider” denmesinin tek sebebi bu değil.

Parti anayasasına giren söz konusu ifade şöyle: “Çin’e Özgü Yeni Sosyalizm Çağı için Şi Cinping Düşüncesi”. (NYT’deki İngilizcesiyle: “Xi Jinping Thought for the New Era of Socialism With Chinese Special Characteristics”)
New York Times’ın haberine göre 13 Çin karakteriyle yazılan bu ifadede en önemli vurgu “yeni çağ” sözünde. Kendisini Çin Halk Cumhuriyeti tarihinde yeni bir çağın başlatıcısı olarka gören Şi, 1949’dan sonraki modern tarihi ikiye ayırıyor: İlk 30 yılda Mao devrimle iktidara gelerek yaklaşık bir asırlık iç savaşı ve yabancı işgallerine son verdi. İkinci 30 yıl ise Deng’in iktidara geldiği ve ülkeyi yeniden ekonomik kalkınmaya odakladığı 1978’de başladı.

Şi’nin kendi döneminde temel hedefi ise Çin’i yeniden büyük bir ülke yapmak, bunun için Şi orduyu güçlendirmek, içeride denetimi artırmak ve küresel planda Çin’in konumunu yükseltmeye çalışıyor. Şi’nin kendisini Mao ve Deng ile aynı seviyede gördüğünü kongreye sunduğu rapordaki ifadelerde de görülebiliyor: Şi, eğer Mao Çin'İ bağımsız yapmışsa ve Deng de Çin’i müreffeh hale getirmişse, kendisi de ülkeyi yeni bir çağa sokarak yeniden güçlü yapacağını söylüyor.

İLK İŞARET GEÇEN YILKİ PARTİ KONGRESİNDEN GELDİ

Geçen yıl düzenlenen 19. Çin Komünist Partisi Kongresi’nin önemli sonuçlarından biri yedi kişilik Politbüro Yürütme Komitesi’nde Şi’nin halefi olabilecek bir ismin yer almamasıydı. Şi’nin geleneğe uymayarak Komünist Partisi’ndeki, dolayısıyla Çin’deki en güçlü yönetim birimi olan komiteye halefi olabilecek bir isim sunmaması, iktidarda kalmaya devam etme niyetinin bir işareti olarak görülmüştü. Başkanlık süresiyle ilgili sınırlamanın kaldırılması bu görüşü perçinlemiş oldu.

Şi Cinping, Komünist Partisi’nin liderliğine geldiği 2012’den beri sivil toplumu bastırmaya devam etti. Aralarında Ai Weiwei’nin de bulunduğu aktivistleri, yazarları, insan hakları avukatlarını susturmaya yönelik bir politika uygulandı. Diğer yandan Şi yolsuzlukla ve gelir eşitsizliğiyle mücadele etmeye önem veriyor. Yolsuzlukla mücadele kampanyasında yüz binlerce yetkili hakkında soruşturma başlatıldı ve çeşitli cezalar verildi.

İletişim teknolojilerinin Çin’de daha demokratik bir toplumun temelini oluşturacağını ve katı parti egemenliğini azaltacağı öngörüleri de tutmadı. Çinli liderler interneti daha sıkı kontrol etmek için büyük yatırımlar yaptılar. Öyle ki Associated Press’e göre, başkanlık süresinde kısıtlamanın kaldırılmasıyla ilgili internet tartışmaları ağır biçimde sansürlendi.

Peki, “çekirdek lider” Şi, Mao ve Deng gibi “büyük lider” statüsünü kazanacak mı? Şi’nin, kurucu liderler olarak Mao ve Deng’in onlarca yıllık mücadele ve fedakarlıkla biçimlenmiş karizmalarına ulaşması pek mümkün görünmüyor. Bununla birlikte Şi, seleflerinin yaşamadığı bir küresel ekonomik, siyasal ve askeri gücün başında bulunuyor.

New York Times’a konuşan politika analisti Wu Qiang’a göre Şi kendisini önem bakımından Mao’ya rakip görmüyor. Son değişikliklerin amacı aynı Mao’da olduğu gibi karşı çıkılamaz bir ideolojik statü kazanmak.

Belki de Batı’daki en büyük korku tam da bunun gerçekleşmesi, çünkü bu “demokratik Çin” rüyasının tam anlamıyla sonu anlamına gelecek; ya da Ai Weiwei’nin dediği gibi Çin’de zaten hiçbir şey değişmedi ve değişmeyecek.

Yukarı

Business HT×