BIST 100 109.330 % -0,31
USD/TRY 3,8622 % -0,64
EUR/TRY 4,5402 % -0,88
Piyasalar
109.330
% -0,31
3,8622
% -0,64
4,5402
% -0,88
1,1749
% -0,25
13,47
0,00
1.256,44
% 0,28
63,23
% -0,13

"ABD dış politikası ikiye bölünmüş durumda"

Cornell Üniversitesi öğretim görevlisi ve Amerikan iç politika uzmanı Profesör Richard Bensel, ABD Başkanı Donald Trump'ın bir yılını Business HT'ye değerlendirdi.

"ABD dış politikası ikiye bölünmüş durumda"
DİLARA SARI 27 11 2017, 09:17

ABD Başkanı Donald Trump görevdeki ilk senesini tamamlamak üzere. Senato kavgaları, göçmen karşıtlığı, ırk tartışmaları derken hareketli bir sene yaşayan Amerikan iç politikasında sular yakın zamanda durulacak gibi değil. Dış politikada da tartışmalı kararları peş peşe alan Trump, agresif tavırlarıyla küresel düzende yeni bir ABD’nin habercisi. Peki gördüklerimiz göreceklerimizin teminatı mı? Business HT Akademi Söyleşileri'nin yeni konuğu Cornell Üniversitesi öğretim görevlisi ve Amerikan iç politika uzmanı Profesör Richard Bensel’la tartışmalı geçen ilk Trump senesini değerlendirdik. 

ABD Başkan Donald Trump’ın ilk yılını neredeyse geride bıraktık. Bu süreçte yargı, yasama ve yürütme kurumları arasındaki ilişkiler diğer dönemlere kıyasla daha sık gerildi. Birçok Trump kararı yasama engeline takıldı; Kongre’den hiç tam destek gelmedi. Sizce Trump’ın ilk senesi ABD politik geleneğinde farklı devlet organları arasındaki ilişkiyi nasıl yeniden tanımladı?

Trump hükümeti ve eski hükümetler arasında önemli iki fark var. Öncelikle Trump yönetimini, idari politikalarını net ve istikrarlı bir şekilde ifade edemiyor. İkinci olarak da Başkan Trump çok kuvvetli sezgilerinin olduğu, ancak bu sezgilerini yürürlüğe girebilecek bir yasa şekline sokamadığı alanlarda başkanlık emri gibi saldırgan yürütme yetkilerini kullanmak istiyor. Çatışmaların çoğu, federal yargı kurumlarıyla olanlar dahil, Trump’ın kuvvetli tavırlarının olduğu alanlarda gerçekleşiyor—ki çoğu eleştiri bu tavırların, göçmen karşıtlığı gibi, kabul edilemez önyargılar taşıdığına dikkat çekiyor. 

Hem Trump, hem danışmanları bu tarz tavırları yasaya dönüştürmek için çabalıyorlar, ancak önyargılarını saklayabilecek, ya da örtebilecek, yöntemler geliştiremediler. Başkanı eleştiren birçok ses bir gün bunu gerçekleştirebilecek olmalarından korkuyor; bu olduğu zaman bu tarz kararnameler mahkemelerde de geçerli olabilecek. Kongre’ye gelirsek, yasamaya yön verme konusunda bence Hilary Clinton da en az Donald Trump kadar—hatta belki daha fazla—zorluk çekerdi. Problem bu yönetime özgü değil.

Trump beklediği ilk büyük zafere vergi reformunda ulaşabilecek gibi duruyor. Eğer reform geçerse, bu başkanın politik imajını nasıl etkileyecek? Bu tarz yürütme zaferlerinin seçmen desteğinde herhangi bir etkisi oluyor mu?

Kongre yasa süreçlerini takip edenler bugüne dek Trump’ı vergi reformunda önemsiz bir oyuncu olarak görüyorlardı. Eğer reform geçerse, başkan toplum gözünde ufak bir artış yaşayacaktır, ama bu uzun sürmez. Ancak diğer Cumhuriyetçiler için vergi reformunun geçmesi çok önemli, çünkü dönem arası seçimler geliyor ve yerel seçimler de gösterebilecekleri hiçbir yasal başarı yok. Vergi reformu olmadan—hatta belki olursa dahi—Cumhuriyetçilerin büyük kayıplar yaşamaları muhtemel. Sorunun ikinci kısmına gelirsek; Trump döneminin kamuoyu hükümetin yasal zaferlerine karşı diğer dönemlerinkine göre daha az hassas. Trump’ın kilit seçmeni komplo teorilerine inanan bir kitle, bu da dünya görüşlerinde yenilgilerin kazançlara göre daha etkili olduğu anlamına geliyor. 

Başkan Trump’ın ilk senesinden kilit bir an seçecek olsanız, hangi anı seçerdiniz?

Soruyu biraz daha genişleterek birkaç kilit an vereyim. Trump’ın Cumhuriyetçi senatörlere karşı toplum önünde yaptığı saldırılar ve senatörlerin başkan karşıtı güçlü eleştirileri. Uzun zamandır bu kadar belirgin bir parti içi düşmanlık görmemiştik. Kongre’de görev yapan birçok Cumhuriyetçi üye, hatta belki çoğu, başkanı yetersiz ve tehlikeli görüyorlar; ama çok azı bunu kamuoyu önünde dillendirme riskini alıyor. Trump’ın Cumhuriyetçiler arasında çok az samimi destekçisi var; eğer görevden alınmasını haklı çıkaran bir şeyler ortaya çıkarsa çok azı gitmesine üzülecektir.

Bu sene süresince 'ABD' imajı uluslararası platformda da değişikliğe uğradı. Sizce Trump’ın ilk senesi—basına ve protestolara karşı tavrı, göçmen karşıtı söylemleri ve birçok küresel anlaşmalardan çıkma isteği düşünüldüğünde—dünyadaki ABD imajını nasıl etkiledi?

Şüphe yok ki ABD’nin uluslararası itibarı Trump hükümeti boyunca zarar gördü. ABD dış politikası ikiye bölünmüş durumda. Bir yanda değişken bir başkan var ve bu başkan diplomasinin karmaşık yapısından habersiz. Diğer yanda da başkanı temsil eden, Dışişleri Bakanlığı’nda, Birleşmiş Milletler’de görev alan, yararlı ve istikrarlı politikalar sürdürmek isteyen yetkililer var. Bu yetkililerin şu anki yönetim altında ne kadar süre hayatta kalabilecekleri merak konusu. Eğer bu yönetimden ayrılırlarsa her şey daha kötüye gidecektir. 

ABD’de alternatif sağın yükselişi, Charlottesville’deki olaylar ve Trump’ın takiben yaptığı açıklamalar derken ırka dayalı eşitsizlik ve ayrımcılık geçtiğimiz yıl ABD'de ulusal tartışmanın odak noktalarından biri haline geldi. Trump hükümeti ve ülkenin ırk dinamikleri arasındaki ilişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?

1968 başkanlık seçiminde Richard Nixon “güney stratejisi” adını verdiği bir strateji kullanmıştı. Güney stratejisini beyaz, güneyli seçmenlerin desteğini kazanmak umuduyla toplumda kötüleşen sosyal ve ahlaki değerlere dikkat çeken, ama bunun için doğrudan etnik azınlıkları suçlamayan söylemlerde bulunmak olarak tanımlayabiliriz. Yine de bu politikayla Nixon birçok ırkçı vatandaşı Cumhuriyetçi Parti’ye çekmeyi başarmıştı; çünkü Cumhuriyetçi Parti bu tarz düşüncelere Demokratlardan daha yakın hale gelmişti. Eğer Trump’ın da planlı bir seçim stratejisi sürdürdüğü düşüncesi üzerinden bakarsak, o da hemen hemen aynı şeyi yapıyor: ulusal çıkarların altını çiziyor ve ülkedeki bazı grupları—temel olarak beyaz, işçi sınıfı—göz ardı eden, etnik azınlıkların avantaj sağladığı politikalar uygulandığını iddia ediyor. Ancak stratejileri benzer olsa da Nixon kendi hükümetini radikal politik gruplardan uzak tutmak konusunda daha dikkatliydi. Merkeze daha yakın Cumhuriyetçiler yıllardır ABD’de hızla büyüyen Hispanik seçmenlere ulaşabilme çabalarının bu tarz yaklaşımlardan zarar görebileceğinden korkuyorlar.

Cumhuriyetçi Parti geçtiğimiz yıl zor zamanlar geçirdi. Trump’ın Steve Bannon ve köklü üyeler arasındaki tartışmalar benzeri parti içi bölünmelerdeki rolünü nasıl tanımlarsınız? Sizce bu sürecin hem Cumhuriyetçi Parti’de, hem de ABD politik geleneğinde kalıcı etkileri olacak mıdır?

Cumhuriyetçi Parti’nin doğasının ve politikalarının Trump başkanlığı altında kalıcı olarak değiştiği aşikar, ancak asıl soru bu değişikliğin kapsamı. Her gün partinin köklü üyelerinden yeni bir isim Trump’la bağlarını kesip Demokratlarla diyalog başlatıyor. Elit kesim olarak bakıldığında ana sebep göçmenler ve ticaretle ilgili fikir ayrılıkları olsa da genel olarak ABD’nin daha istikrarsızlaştığı korkusu da mevcut. Ve bu üyelerin Demokratlara yaklaşmaları da partiyi değiştirecektir. 

Toplu olarak bakarsak, beyaz işçi sınıfın çoğu belki de temelli olarak Cumhuriyetçi Parti’ye kaydı ve onların oyları önümüzdeki ön seçimlerde Bannon’a yardımcı olacaktır. Bu değişikliklerin önemli olmasının bir sebebi de ABD parti rekabetinde şimdiden zayıf olan sınıf ayrımını daha da azaltacaktır. Bunun uzun vadede tehlikesi de şu olacak: beyaz işçi sınıfı Trump’ın desteklediği parti üyelerinin onlar için hiçbir şey yapmayacağını fark ettiği zaman gidecek hiçbir yerleri kalmayacak, çünkü Cumhuriyetçi Parti’nin üst sınıf ve elit kesimi Demokratlar tarafına çekilmiş olacaklar.

Son olarak, eğer Trump ilk yılını takiben aniden seçimlere gitse, sizce yine kazanır mı?

Hiç şüphem yok ki eğer Trump şu an seçime gidecek olsa partisinin adaylığını yine kazanacaktır. Partideki destekçileri hala onun arkasında, hatta ne yaparsa yapsın onu takip edeceklerdir. Ancak inanıyorum ki başkanlık seçiminde Trump’a karşı zafer kazanacak birçok mantıklı Demokrat adayı da mevcut.

BUSINESS HT AKADEMİ SÖYLEŞİLERİ

Prof. Iain Begg / London School of Economics 

Prof. Abbas Milani / Stanford Üniversitesi 

 

Yılmaz Akyüz / South Center 

Yukarı

Business HT×