BIST 100 75.929 % -0,13
USD/TRY 3,4417 % -0,03
EUR/TRY 3,6508 % -0,16
Piyasalar
75.929
% -0,13
3,4417
% -0,03
3,6508
% -0,16
1,0613
% -0,02
10,63
-0,03
1.170,73
% -0,00
54,02
% 1,92

Geçmiş yeniden mi yaşanıyor?

Yunanistan odaklı gelişmeler Birinci Dünya Savaşı sonrası Almanya'sına benzetilirken, Çin piyasalarındaki ciddi düşüş 1989’da Japonya’da yaşananları anımsatıyor

CNBC 09 07 2015, 09:38

Küresel piyasaların iki ucunda, Çin'de ve Yunanistan'da, eşzamanlı olarak tarihi parallellikler yaşanıyor.

Yunanistan, Euro Bölgesi'nden çıkarsa tıpkı iki dünya savaşı arasındaki Almanya’nın yaşadığı gibi ekonomik durgunluk ve hiperenflasyon ile savaşabilir.

Çin'de ise borsadaki hızlı yükseliş ve ardından son üç haftada görülen yüzde 30’luk düşüş 1989 ve 1990’larda Japonya’da yaşananlara benziyor: Ekonomik sistemin daha güçlü olduğuna yönelik inançla ortaya çıkan hızlı yükseliş, tarihteki diğer tüm spekülatif balonlar gibi patlamaya meyilliydi. 

Bakıldığında iki senaryo da hoş değil.

Ciddi ekonomik problemlerle uğraşan Yunanistan, aynı zamanda yıllardır AB, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu tarafından hazırlanan kurtarma anlaşmalarının katı şartlarını karşılamaya çalışıyor. Troika olarak anılan bu üç kurumun talep ettiği kemer sıkma önlemlerinin amacı kreditörlere 271 milyar dolar borcu olan Yunan ekonomisini ayakta tutmaktı.

Bir tarafta, Yunanlıların ülkeye gelen yabancılar sayesinde geçimini sağladığını; kısalan çalışma saatlerinin, erken emekliliğin ve yüksek emeklilik maaşlarının tadını çıkarıp, vergi ödemelerinden kaçtığını; ve masadaki hesabı Avrupalıların ödediğini söyleyenler var. Öbür taraftakilere göre ise talep edilen kemer sıkma politikaları topallayan ekonomiyi daha da zayıflattı ve Yunanistan’ı iflasın eşiğine sürükledi. 

Fransız Ekonomi Bakanı Emmanuel Macron, Yunanistan’a uygulanan kemer sıkma politikalarını, 1919’da imzalanan Versay Barış anlaşmasına benzetmişti. Anlaşmaya göre, Almanya Birinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’daki tüm zararı ödeyecekti.

Ünlü economist John Maynard Keynes, Büyük Buhran üzerine çalısmalarından önce yayınladığı Barışın İktisadi Sonuçları adlı kitabında verilen zararın ödenmesi yükünün Almanya ve tüm Avrupa için hoş olmayan sonuçlar doğuracağı konusunda uyarmıştı.

Keynes haklıydı. Almanya ekonomik buhran ve hiperenflasyon ile savaşırken Avrupa İkinci Dünya Savaşına sürükleniyordu.

Yunanistan, tabi ki ekonomik krize zamanında Almanya’nın verdiği askeri ve politik cevabın aynısı verecek değil. Fakat, derinleşen krize hala bir cevap bulanamaması Avrupa ekonomisinde de istikrarsızlığa neden olabilir; Portekiz, İrlanda, İtalya ve İspanya’nın ekonomileri daha da güçsüzleşebilir; ve bir gün, Avrupa’daki parasal birlik yok olabilir. Yani korkunç sonuçlar sadece savaşlardan doğmaz.

Çin’de ise borsa tam anlamıyla bir çöküş tehlikesiyle karşı karşıyayken, göklere çıkarılan ekonomisinin büyüme hedeflerinin altında seyretmesinden korkuluyor.

Çin hükümetinin piyasaya istikrar kazandırma çabalarına rağmen, hisseler düşmeye devam ediyor. Geçtiğimiz üç hafta içinde borsadaki hisselerin toplam piyasa değeri 3 trilyon dolardan fazla kayıp yaşadı: Bu da Yunanistan’in milli gelirinin 10 katından fazla!

Aynı Çin’deki gibi, Japonya da 1989’da Amerika’nın rakibi olarak yenilmez görülüyordu. Michael Crichton da, Yükselen Güneş adlı kitabında Japonya’nın bu yükselişini ele alıyor. Kitapta, Japonya’nın üretimde etkin bir güce dönüşmesini, Amerikalı üreticilerin önemsemediği ‘üstün kalite yönetimi’ uygularak kaliteli ve verimli çalışmaya odaklanmasına bağlıyor.

O dönemde dünyanın gözü Japon otomotiv üreticileri ve devlet güdümlü kapitalizmin uygulandığı ülkedeki üretim ekonomisindeydi. Tokyo borsası ve emlak piyasası ciddi değer kazandı.

Japon yatırımcılar simge haline gelmiş Amerikan hisselerine sahip oldular. Japonya'nın merkantalist ekonomisi geleceğin ekonomik modeli olarak gösterilirken, ödünç alınan fonlar ve kurumsal mevcutlar Japon borsasını daha da güçlendirdi.

Bankaların, sanayicilerin ve kreitsu diye bilinen tüketici şirketlerinin iç içe geçmiş sahipli yapıları kurumsal düzenin temeli haline geldi. Problem ise şuydu: Şirketlerin hisseleri yükselirken, o şirketin sahibinin diğer şirketlerinin de hisseleri yükseliyordu. Mesela Mitsubishi Bank ve Mitsubishi Heavy Industries'i düşünün. Ancak düşmeye başladığında da aynı trend tam tersi yönde çalıştı.

Japonya’nın Nikkei 225 endeksi, emlak fiyatları gibi aşırı değerlendi. 1990’da Japonya Merkez Bankası faiz arttırımına gidince, borsa ve emlak piyasası çok hızla düşüşe geçti ve o zamandan bu yana 1989’daki yüksek oranları hala göremedi. 

Çin'in devlet güdümlü ekonomisi ile ilgili de benzer şeyler söylenebilir. Kamu şirketler bağımsız Amerikan şirketleriyle rahatlıkla rekabet edebilecek durumda. Fakat, Japonya gibi Çin de ‘limitsiz potansiyelinin’ limitlerini zorladı. 

Çin, son altı yılda altyapısına yaklaşık 6 trilyon dolar harcadı. Ancak yapılan yatırımların çoğu bozulmaya başladı bile. Devletin piyasayı kolay para, esnek düzenlemeler ve halka arz sınırlamalarıyla destekleme çabaları; aşırı değerlenmiş pazardaki sorunlara geçici çözümler bulmaktan öteye gidemedi. Tüm çabalara rağmen piyasa artık muhtemelen devlet tarafından bile kontrol edilemeyecek hale geldi.

Bu tarihi rallinin gönüllü birer parçası olan bireysel yatırımcılar ise tüm güçleriyle hisse almak için yarıştılar; tıpkı 1989’da Japonya’da ve 1999’da Amerika’da olduğu gibi.

Ünlü Amerikalı economist John Kenneth Galbriath, Büyük Çöküş 1929 adlı kitabında belirttiği gibi; Amerika, Japonya ya da Çin’de, nerede olursa olsun, yetkililer yeterince şişmeden balaonuun içindeki havayı söndüremiyorlar.

Bu yüzden, küresel piyasalarda tarih tamamen aynı şekilde tekrar etmeyebilir, ancak olanlar son derece tanıdık.

Yukarı

Business HT×