BIST 100 73.391 % 1,20
USD/TRY 3,5210 % 0,49
EUR/TRY 3,7573 % 0,53
Piyasalar
73.391
% 1,20
3,5210
% 0,49
3,7573
% 0,53
1,0664
% 0,03
10,93
0,10
1.177,43
% 0,49
54,46
% 0,96

Rusya ile değerler savaşı

Rus yetkililer son dönemlerde Danimarka’nın NATO’nun füzesavar sistemine katılması durumunda nükleer füzelerini Danimarka savaş gemilerine doğru yönlendireceği tehditlerinde bulundu

ANDERS FOGH RASMUSSEN – PROJECT SYNDİCATE 21 04 2015, 11:41

Rus yetkililer son dönemlerde Danimarka’nın NATO’nun füzesavar sistemine katılması durumunda nükleer füzelerini Danimarka savaş gemilerine doğru yönlendireceği tehditlerinde bulundu.

Tabii ki bu Rusya’ya saldırma niyeti olmayan bir ülkeye yapılan akıl almaz bir tehditti. Fakat aynı zamanda Kremlin’in dış politikasındaki temel faktörlerden birisini de yansıtıyordu: Otoritesine daha önce görülmemiş derecede zorluklar çıkarılan Rusya’nın stratejik etkinliğini koruma çabaları.

Rus liderler NATO’nun füze savunma sisteminin kendilerine yöneltilmediğini biliyor.

2009’dan 2014 yılına kadar NATO Genel Sekreteri olarak görev yaptığım dönemde bu sistemin amacının üye ülkeleri bölge dışından gelen tehditlere karşı savunmak olduğunu defalarca söyledik. Fizik ve mühendislik hakkında en ufak bilgisi olanlar baktıklarında sistemin tam olarak bunu yapmaya yönelik geliştirildiğini görecekler.

"NATO, RUSYA'YI MAĞDUR ETMEDİ"

Rusya'nın Danimarka ve diğer ülkelere yönelik nükleer tehditleri ekonomik, demografik ve siyasi olarak düşüşe geçen zayıf bir ülkenin en büyük göstergeleridir. NATO, Kremlin propagandalarında yer aldığı gibi agresif bir şekilde Rusya’yı mağdur etmedi. Ukrayna krizi çevresinde Batı ve Rusya arasında gerçekleşen son restleşme aslına bakılırsa bir değerler çatışmasıdır.

Ukrayna krizinin nasıl başladığını hatırlayın: Toplumun her kesiminden onbinlerce kişi çok barışçıl protestolarla Avrupa Birliği’ne daha yakın olma talebinde bulundu. Kremlin’in tersini iddia etmesine rağmen kimse Ukrayna’nın Rusça konuşanlarına yönelik bir ayrımcılık çağrısında bulunmuyordu. Ve NATO üyeliği de konunun bir parçası değildi.

Buna rağmen Rusya hızlı ve sert bir şekilde hareket etti. Protestoların şiddet olaylarına dönüşmesinden çok önce Rus yetkililer protestocuları Nazi taraftarı, radikal ve provokatör olmakla suçladı. Ukrayna eski başkanı Yanukoviç’in Kiev’den ayrılmasının hemen ardından Putin de Kırım’ı almak için harekete geçti.

Bu yalnızca uluslararası hukukun ihlali değildi, aynı zamanda Rusya’nın sıklıkla dile getirdiği “hiçbir ülke bir diğer ülkenin güvenliği pahasına kendi güvenliğini sağlayamaz” ilkesinin de ihlaliydi. Ukraynalı protestocular kendi hükümetlerine karşı gösterilerde bulundular, Rus hükümetine karşı değil. Ukrayna NATO üyesi olsaydı bile Rusya’ya karşı bir savaş absürd bir senaryo olurdu çünkü bu hiçbir ülkenin çıkarına olmazdı.

"RUSYA İLE UKRAYNA ARASINDAKİ TEHDİT VARLIKLA ALAKALI"

Rusya için Ukraynalı protestocular tarafından ortaya koyulan tehdit varlıkla alakalıydı. Değişim, özgürlük ve demokrasi için hak talepleri, Putin’in bütün muhalefeti elimine etiği, medya özgürlüğünü sınırladığı ve daha sonra da vatandaşlara “liderinizi seçebilirsiniz” dediği demokrasi anlayışına ters geliyordu. Kremlin, Ukraynalıların istediklerini elde etmelerinden Rusların da etkilenebileceği korkusuna kapılmıştı.

Bu yüzden Rus yetkililer Ukraynalı liderleri Rus düşmanları ve faşist olarak nitelendirmekte çok hevesliler. Yine buna benzer olarak Baltık ülkelerini yıllar boyunca Rus vatandaşlarını ezen baskıcı ülkeler olarak sundular. Yine aynı bu yüzdendir ki şimdi AB’yi edepsiz ve yozlaşmış bir varlık olarak göstermeye çalışıyorlar. Kremlin, Rusları liberal demokrasinin kötü olduğu ve Putin yönetimi altında hayatın güzel olduğuna ikna etmeye çalışıyor. Bu yalnızca ülke içerisinde yalanların gittikçe çoğalmasına neden olmuyor, aynı zamanda komşu ülkelerde şiddet ve istikrarsızlığın ortaya çıkmasına yol açıyor.

Rusya’nın sürdürdüğü devasa propaganda çalışmalarına karşılık olarak Batı’nın Gürcistan için olduğu gibi Ukrayna ve NATO üyeleri Estonya, Letonya ve Litvanya için dik durmaya devam etmesi gerekiyor. Ne kadar acıya yol açarsak açalım, yaptırımları devam ettirmemiz hatta derinleştirmemiz ve NATO’nun en ön saflarını sıkılaştırmamız gerekiyor.

"BATI'NIN EN BÜYÜK GÜCÜ DEMOKRASİ"

Batı’nın en büyük gücü demokrasidir; iki nesil boyunca barışı korumamız ve komünist hakimiyeti neredeyse tek kurşun sıkılmadan sonlandırmamızın sırrı budur. Her ne kadar liberal demokrasi mükemmel olmaktan uzak kalsa da aşırılık ve toleranssızlık için şimdilik en iyi savunma.

Eğer Batı, Rusya’nın sırf kendi ülkesinde reform ilhamı ortaya çıkarabileceğinden dolayı komşularına saldırmasına izin verirse demokratik değerlerin savunulmasının çok kıymetli olmadığı mesajını gönderecek. Aynı zamanda Batı’nın diğer ülkelerin de ulaşmak istediği refah ve özgürlük modellerinin de değeri azalacak.

Kremlin’in baş döndüren gündem değişikliği uzmanlarına kimse kanmasın. Ukrayna’daki çatışmalar Ukrayna ile ilgili değil. Rusya ve hatta NATO ile ilgili bile değil. Bu çatışma demokrasi hakkında. Batı buna göre cevabını vermeli. 
Yukarı

Business HT×