BIST 100 75.895 % -0,05
USD/TRY 3,4373 % -0,16
EUR/TRY 3,6535 % -0,08
Piyasalar
75.923
% -0,01
3,4374
% -0,15
3,6537
% -0,08
1,0627
% 0,11
10,63
-0,03
1.169,28
% -0,13
54,00
% 0,20

Avrupa'da anlaşmaya tepki artıyor

ABD-AB Transatlantik anlaşmasına karşı Avrupa'da tepkiler büyüyor

BUSINESS INSIDER 29 03 2015, 10:58

Özellikle devletleri şirketler karşısında hukuken hesap verir hale getirecek düzelenmeleri sebebiyle ABD-AB Transatlantik anlaşmasına karşı Avrupa'da tepkiler büyüyor.

Washington ve Brüksel, sekiz tur gizli görüşmeden sonra hala Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı'na (TTIP) hayat vermeye çalışıyor. Ancak, Avrupa Birliği dönem başkanı Letonya’ya göre, bu yıl sonu için hedeflenen anlaşmanın planlara uygun olarak imzalanma şansı çok az.

Tüm taşları yerinden oynatacak ticaret anlaşmasıyla, dünyanın en büyük iki piyasası ABD ve AB’nin yasal ve düzenleyici kurumlarının radikal bir şekilde yeniden yapılandırılması hedefleniyor. Özellikle de dünyanın en büyük çok uluslu şirketlerinin yararı için.

Ancak Atlantik’in iki kıyısında da itirazlar devam ediyor. ABD Wikileaks’in ortaya çıkardığı TTIP’nin kardeş yatırım anlaşması TransPasifik Ortaklığı (TPP), Beyaz Saray’ın Kongre’den hızlı onay alma çabalarına darbe vurabilir.

Okyanusun öbür tarafında ise işler anlaşmanın destekçileri için kötüyken, daha kötü oluyor gibi gözüküyor. Tarihsel olarak ABD’nin en büyük müttefiklerinden İngiltere bile TTIP ile ilgili bazı çekincelerini dile getirmeye başladı. Bu hafta parlamentoda hazırlanan bir raporda milletvekilleri TTIP’nin İngiltere için ilk başta iddia edildiği gibi yıllık ekstra 100 milyar pound yaratacağının kanıtlanmasını istediler.

Raporda ayrıca çok tartışılan yatırımcı-devlet çatışmaları çözümü (ISDS) konusunda çerçevenin henüz belirlenmediği konusunda uyarıda bulunuldu. ISDS kapsamında yabancı şirketler ve yatırımcılar egemen devletlerle eşit statüde sayılıyor (hatta daha üstün oldukları da tartışılabilir). Eğer bu şekilde imzalanırsa, şirketler yerel mahkemelerde devletleri yabancı hukuk dışı mahkemelerde dava edebilecek.

ISDS hükmü TTIP gibi yeni jenerasyon ticaret anlaşmalarını sistem için tehlikeli yapan en temel boyut. Eğer evrensel olarak bu hüküm devreye girerse, devletler tamamen şirketlerin çıkarlarını korumak için tasarlanmış bir uluslararası şirket hukukuna tabi tutulmuş olacak. Böylece de şirketlerin finansal risk ve sosyal ve çevresel sorumlulukları azalmış olacak.

ŞİRKET CENNETİNDE EVLİLİK

ABD ticaret temsilcilerine göre hem TTIP hem TPP için ISDS anlaşmaların tartışılmaz bir parçası. Her şeyi bir kenara bırakırsak Amerikalı şirketlerin ve ABD hükümetinin ISDS’i bu kadar sevmesinin iki sebebi var. 

Birincisi, ABD şirketleri dünyanın geri kalanındaki tüm şirketlerden daha çok ISDS davası açtılar. Tarihteki her beş ISDS davasından biri Amerikan şirketlere ait. İkincisi de, ABD şu ana kadar hiçbir ISDS davasını kaybetmedi.

Bu durumda AB ülkelerinin neden çekindikleri de daha iyi anlaşılıyor. Örneğin Almanya’da yakın zamanda yapılan bir ankete göre Almanların ABD-AB ticaret anlaşmasına desteği düşmeye devam ediyor. 2014 yüzde 55 kişi TTIP’i “iyi bir şey” olarak tanımlarken son ankette bu oran yüzde 39’a düştü.

Almanya Ekonomi Bakanı Sigmar Gabriel, “Daha fazla liberalleşme veya özelleştirme için hiçbir baskıyı kabul etmeyeceğiz. Herhangi bir sosyal, çevresel veya tüketici koruma standardını düşürmeyeceğiz. Ve şundan kesinlikle eminim ki tahkim sistemi kesinlikle özelleşmeyecek” demişti.

Macaristan Başbakanı Victor Orban'ın tepkisi ise çok daha sert oldu. Rusya Devlet Başkanı Putin'le yakınlığıyla bilinen Orban, ticari anlaşmazlıklarda Macar mahkemelerinin yetkisinin üstünde bir yapı tanımlayacak her tülü anlaşmayı reddetmek çekinmeyeceğini söyledi.

Avrupa'nın Akdeniz kıyısında da durum farklı değil. Yunanistan'da yeni seçilen Syriza hükümetinin ilk işlerinden biri TTIP'ı kesinlikle imzalamayacağını açıklamak olmuştu. İspanya'daki kemer sıkma politikalarını karşı parti Podemos da anlaşmanın en sesli eleştirenlerinden. 

TTIP’ye karşı artan muhalefetle beraber, Avrupa Komisyonu da daha şeffaf, hesap verilebilir ve halka danışan bir süreç yürütme sözü verdi. Ayrıca Komisyon’ın transatlantik ticaret anlaşmanın temel motivasyon olarak sunduğu sebep de zaman için değişti. Anlaşmanın ekonomik faydaları hakkında konuşmak yerine, ABD’yle daha yakın ekonomik ilişkilerin jeopolitik avantajlarından daha sık bahsedilmeye başlandı.

Avrupa Ticaret Komisyoneri Cecilia Malmström bir konuşmasında, ticaret artık daha fazla “dış politika odaklı ve jeostratejik” oldu demişti.

Yeni jenerasyon ticaret anlaşmaları sadece politik, ekonomik, kültürel, tarımsal, bilimsel, dijital ve kamu alanlarının şirketler tarafından şekillendirilmesi ve ele geçirilmesi tehlikesini barındırmıyor. Bu anlaşmalar aynı zamanda küresel ekonomi ve jeopolitik çerçevede Batı’nın hegemonyasını da güvence altına alıyorlar. Özellikle Batı’nın karşısındaki en büyük güç olan Çin’e alternatif yaratarak.

ABD’nin AB büyükelçisi Anthony Gardner, eğer iki ülke arasında anlaşma sağlanamazsa onlarla “aynı değerleri paylaşmayan” ve “uluslararası ticarette ağırlığı hızla büyüyen” diğer ülkelerin gündemi kendilerinin belirleyeceğini söylemişti.

TEHLİKELİ OYUN

Ticaretin jeostratejik bir silah olarak kullanılmasındaki en büyük sorun,Avrupa’nın yakın zamanda Rusya krizinde tekrar gördüğü gibi tansiyonun hızla yükselebileceği gerçeği. Bu taktik müttefikler arasında sorunlara da yol açabilir. Özellikle ABD’yle bir anlaşma üzerinde müzakere etmek çok daha güç.

Esas ironi ise ABD ticaretin dışında kalmamaları için “ortaklarından” önemli fedakarlıklar isteyerek bu işbirliklerini kurmaya çalışırken, Çin dünyanın en hızla büyüyen bazı gelişen ülkelerini baştan çıkarmaya başladı bile. Bunun için tek yapması gereken çantasından iki şey çıkarmak: ucuz kredi ve ticaret müzakaerelerinde çok daha serbest bir yaklaşım.

Yukarı

Business HT×