BIST 100 76.031 % 0,79
USD/TRY 3,3966 % -1,42
EUR/TRY 3,6521 % -1,13
Piyasalar
76.031
% 0,79
3,3966
% -1,42
3,6521
% -1,13
1,0750
% 0,30
10,66
-0,16
1.176,15
% 0,54
53,28
% -1,21

Yumurta – Tavuk ilişkisi

AHMET ÖZ 04 03 2015, 08:50

Uzun zamandır Merkez Bankası’na faiz indirmesi yolunda siyasi kesimden gelen baskılar ve “faiz-enflasyon”da neden sonuç ilişkisi yoğun birşekilde tartışılıyor. Merkez Bankası’nın 24 Şubat’taki kritik toplantısı bu tartışmaları biraz daha alevlendirmiş görünüyor.

Merkez Bankası’nın bağımsızlığı konusunu ve politik baskıları diğer yazılara bırakıp, “faiz-enflasyon” neden sonuç ilişkisine dönelim. Bunu yaparken de günlük pratiği biraz olsun bir kenara bırakalım.

Her konuyu olduğu gibi, “faiz-enflasyon” ilişkisini de yumurta-tavuk ikilemine indirip, sanki bunu da ilk biz tartışıp iktisat yazınına büyük katkılarda bulunuyorumuşuz algılamasını yaratmakta üstümüze yok. Ancak konu yeni değil ve ucu ta Amerika’nın keşfine kadar dayanıyor. Bu keşif ile birlikte, Yeni Dünya’dan Eski’sine akan altın ve gümüş miktarı, kağıt paranın olmadığı dönemlerde, piyasadaki para miktarını artırmış ve bu da o dönemde enflasyona neden olmuş. Neoklasik iktisatçıların modern zamanlarda da değerli katkılarda bulunduğu Paranın Miktar Teorisi’nin en saf haline göre, para arzının, yani basit anlatımla paranın miktarının fiyatlar üzerinde doğrudan bir etkisi var. Paranın fiyatı da faiz olduğuna göre, daraltıcı politikalara gidildiğinde, yani faiz artırıldığında ya da faizin artmasına olanak tanıyan politikalsr uygulandığında, enflasyonda düşüş beklenebilir. Tabii bunun talep yönlü enflasyon olduğunda geçerli olduğunu söylemeye gerek yok.

Neden sonuç ilişkisinde, bunun aksini de savunanlar var. Diğer bir deyişle, bir grup da faizin neden, enflasyonun da sonuç olduğunu söylüyor. Yani enflasyonun sebebi faiz. Olaya ideolojik değil de bilimsel taraftan bakılırsa ve enflasyon arz yönlü ise, faizlerdeki artışın maliyetleri artırması ve bunun da fiyat düzeyi için yukarı risk oluşturduğu söylenebilir. Ancak Merkez Bankası’nın makroihtiyati tedbirler dahilinde kredi genişlemesini düşürmeye çalışması, enflasyonun nedeninin arz yönlü olmayabileceğini söylüyor. Öte yandan, kur geçişkenliğinden de bu aralar çok söz edilir oldu.

O zaman yine bizi Fisher Denklemi’ne kadar götürecek Paranın Miktar Teorisi’ne dönelim.

Ne diyor bu teori;

M*V = P*T

Yani paranın miktarı ile paranın dönüş hızı, fiyat seviyesi ile işlemlerin yani daha ölçülebilir bir değer olan üretimin çarpımına eşittir. Basitçe paranın hızı ve üretimin en azından kısa vadede sabit olmasından dolayı, fiyat seviyesi doğrudan para miktarı ile belirlenir.

Diğer bir Fisher Denklemi ise;

(1+i) = (1+r) (1+E)

(1+r) = (1+i)/(1+E)

r = ((1+i)/(1+E))-1

Bu da basitleştirilirse;

i = r + E

(i=nominal faiz. r=reel faiz ve E= beklenen enflasyon)

Yani nominal faiz, yaklaşık olarak reel faiz ile beklenen enflasyon toplamından oluşuyor. Yani Fisher Hipotezi’ne göre, reel faiz sabit varsayılırsa, nominal faiz beklenen enflasyon ile bire bir aynı yönde değişmeli. Yani Fisher etkisine göre, nominal faiz, beklenen enflasyondaki değişime bire bir uyum gösterecek. Bu da daha dar anlamda konunun nasıl tartışıldığını gösteriyor.

Tartışmalar bilimsel olduğunda, bunları yazması da okuması da hem daha anlamlı hem de daha verimli.

Not: Yayın hayatına yeni başlayan Business HT ve ekibine başarılar dilerim. Basının her geçen gün kısırlaşan bu alanına yeni bir renk ve soluk getireceklerine eminim. 

Yukarı

Business HT×